HASTALIKLAR

KOLON-REKTUM HASTALIKLARI

KOLON-REKTUM HASTALIKLARI

Kalın Bağırsak Kanseri Nedir?

Kolon ve rektum, sindirim sisteminin kalın bağırsak denen kısmını oluşturur. Son 20 cm’lik kısmı rektum, buradan ince bağırsaklara kadar olan kısmı ise kolon olarak adlandırılır. Toplam yaklaşık 1,5 m uzunluğundadır. Kolonun rektumla birleştiği yer sigmoid kolondur. Kolonun ince bağırsakla birleştiği yere çekum adı verilir. Kısmen sindirilmiş gıdalar ince bağırsaktan kolona gelir. Kolon su ve mineralleri besinden ayırır, geri kalanı anüsten atılmak üzere depolar.

clip_image002

Kolondan başlayan kansere kolon kanseri, rektumdan başlayan kansere rektal kanser denir. Kolon ve rektum kanserleri bu organların iç yüzeyini örten tabakayı oluşturan hücrelerden gelişir. Sağlık Bakanlığı'nın istatistiklerine göre en sık görülen ilk 5 kanser arasındadır. Her yaşta görülebilmelerine rağmen en sık 50 yaşından sonra gözlenmektedir. Ortalama görülme yaşı 63’dür. Kadın-erkek arasında görüme sıklığı açısından pek bir fark yoktur. Kolorektal kanser kolon ve rektumun dışına çıktığında, kanser hücreleri genelde yakındaki lenf bezlerinde bulunabilir. Kanser hücreleri bu lenf bezlerine ulaşabilirse diğer bezlere, karaciğer ve uzak organlara ulaşabilir.

Kalın Barsak Kanserinde Tanı

Diğer kanserlerde olduğu gibi kolon kanserleri de iyice büyüyene kadar belirti vermezler. Bu nedenle amaç, daha kanserde belirti yokken tümörü ortaya koymak olmalıdır. Belirtiler gelişmeden önce bir kişinin kanser için taranması poliplerin ve kanserin erken tanınmasında yardımcı olur. Poliplerin erkenden tanınıp çıkartılması, kolorektal kanseri önleyebilir. Erken tanı konulduğunda, kolorektal kanserin tedavisi daha etkin olabilir.  Bu nedenle, 50 yaş üstündeki kişiler izlenmeli ve kolorektal kanser için artmış riski olan kişiler daha erken tarama programına alınmalıdır.

Erken tanıda kullanılan tarama testleri şunlardır:

Dışkıda gizli kan testi: Kanserler ve polipler kanadığından bu test ile dışkıda az miktarda kanı saptamak mümkündür. Ancak hemoroid gibi kanser dışı kanama nedenleri de bu testte pozitifliğe yol açabilir.

Sigmoidoskopi: Rektum ve sigmoid kolon denen bağırsağın son 60 cm’lik kısmı görüntülenir. Polip tespit edilirse polipektomi denilen bir işlemle çıkartılmasına olanak sağlar.

Kolonoskopi: Tüm kolonun iç duvarı görüntülenir, varsa polipler çıkartılabilir.

Rektumun parmakla muayenesi: Doktor vazelinle kayganlaştırarak eldivenli parmağı ile rektumu muayene eder.

Çift kontrastlı baryumlu kolon grafisi: Makattan beyaz opak madde verildikten sonra çekilen filmlerle tümörü göstermeyi sağlar. Büyük tümörleri göstermede faydalıdır ancak kolonoskopi kadar güvenilir değildir.

Kolon Kanseri İçin Risk Faktörleri

Kolorektal kanserin kesin sebebi bilinmemektedir. Kolorektal kanser için bazı risk faktörleri vardır:

Yaş: Kolorektal kanser, genelde yaşlılarda görülür. Hastaların %90’ı 50 yaşından sonra tanı alır. Ortalama yaş 60’lı yaşlardır.

Polipler: Polip iyi huylu bir tümördür. Kolon veya rektumun iç duvarından kaynaklanırlar. 50 yaşın üzerindeki insanlarda yaygındır.

clip_image002

Bazı polipler (adenomlar) kanserleşebilir. Bu durumda, kanserleşme riski nedeniyle polip çıkartılmalı ve düzenli aralıklara kontrol edilmelidir. Poliplerin erken tanısı ve

alınması, kolorektal kanser riskini azaltır.

Ailede kolorektal kanser öyküsü: Bir kişinin yakın akrabalarında (anne, baba, kız veya erkek kardeş, çocuklar) kolorektal kanser öyküsü varsa bu hastalığa özellikle daha genç yaşta yakalanma riski artar.

Genetik bozukluklar: Belli genlerdeki değişiklikler kolorektal kanser riskini arttırır. Herediter nonpolipozis kolon kanser (HNPCC) kalıtımsal (genetik) kolorektal kanserin en yaygın tipidir. Tüm kolorektal kanser vakalarının %2’sini oluşturur. HNPCC genindeki değişiklikler nedeniyle olur. Değişmiş HNPCC genli hastaların %75’inde kolorektal kanser gelişir, kanserin ortalama tanı yaşı 44’dür.

Familyal adenomatöz polipozis (FAP) kolon ve rektumda kalıtımsal poliplerle karakterize nadir bir durumudur. APC adında özel bir gendeki değişiklikler sonucu olur. Tedavisi kalın bağırsağın tamamının çıkarılmasıdır. FAP tedavi edilmez ise 40 yaş civarında kolorektal kanser gelişir. FAP tüm kolorektal kanser vakalarının %1’den azını oluşturur.

Daha önceden kolorektal kanser geçirmiş olmak: Kolorektal kanser öyküsü olan bir kişide tekrar kolorektal kanser gelişebilir. Yumurtalık, rahim ve meme kanseri öyküsü olan kadınlarda kolorektal kanser riski artmıştır.

Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı: Bağırsakta adı geçen iltihabi hastalığı olanlarda kolorektal kanser riski artmıştır. Bu kişilerde normal topluma göre 10 kat artmış risk mevcuttur.

Diyet: Hayvansal yağdan zengin, kalsiyum, folat ve liften fakir diyetle beslenenlerde kolorektal kanser riski artmıştır. Meyve ve sebzeden fakir beslenmek de riski artırır.

Sigara: Sigara içen hastalarda polip ve kolorektal kanser riski artmıştır.

Kalın Barsak Kanserinde Evreleme

Biyopside kanser tespit edilirse doktor en iyi tedaviyi planlamak için hastalığın yayılımını (evresini) bilmek zorundadır. Evreleme tümörün yakın dokulara ve vücudun diğer bölgelerine yayılma derecesine göre yapılır.

Evreleme için aşağıdaki tetkikler yapılır:

Kan testleri: Kanda karsinoembriyonik antijen (CEA) ve diğer maddeler araştırılır. Kolorektal kanserli bazı hastalarda ve kanser dışı bazı durumlarda CEA düzeyleri yükselebilir.

Kolonoskopi: Tanıda kolonoskopi yapılmadıysa tüm kolon ve rektum kolonoskopiyle incelenir.

Endorektal ultrason: Bir ultrason probu rektum içine yerleştirilir. Prob insanların duyamayacakları ses dalgaları yayar. Rektum ve çevre dokular bu ses dalgalarının yansımasını görüntüye dönüştüren bilgisayar tarafından görüntülenir, tümörün rektumda derinliği, lenf nodları ve yakın dokulara yayılımı hakkında bilgi verir.

Göğüs radyografisi: Kanserin akciğerlere yayılımını gösterir.

Bilgisayarlı tomografi (BT): Karaciğer, akciğer ve vücudun diğer bölgeleri görüntülenir.

Doktor evreleme için gerekirse başka tetkiklere de başvurabilir (MRI gibi). Bazen evreleme cerrahiyle tümör çıkartılıncaya kadar tamamlanamaz.

Doktorlar kolorektal kanser evrelerini aşağıdaki gibi tanımlarlar:

Evre 0: Kanser sadece kolon ya da rektumun en iç duvarındadır. (karsinoma in situ olarak da adlandırılır)

Evre I: Kanser kolonun veya rektumun daha iç duvarından gelişir. Tümör kolonun daha dış duvarına ulaşmaz, kolon dışına yayılmaz. (Dukes A evre I kolorektal kanserin diğer ismidir.)

Evre II: Tümör kolon veya rektumun daha derin duvarına yayılmıştır ancak kanser hücreleri lenf nodlarına yayılmamıştır. (Dukes B olarak da adlandırılır)

Evre III: Kanser yakın lenf nodlarına yayılmış ancak vücudun diğer bölgelerine yayılmamıştır. (Dukes C diğer ismidir)

Evre IV: Kanser akciğer ve karaciğer gibi vücudun diğer bölgelerine yayılmıştır. (Dukes D diğer ismidir.)

Kolon Kanserinden Korunma ve Belirtileri

Kalın bağırsak kanserlerinden korunmada tarama yöntemlerinin yanı sıra riski azaltıcı bazı basamaklar da mevcuttur. Örneğin fiziksel egzersiz, aşırı kilolardan kurtulmak, sigara ve alkol kullanmamak, yüksek lifli, düşük yağ içerikli gıdaları tüketmek bunlardan birkaçıdır.

Belirtiler

Bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler

İshal, kabızlık, bağırsakta tam boşalmama hissi

Dışkıda kan (parlak ya da koyu kırmızı)

Normalde olduğundan daha ince dışkılama

Genel abdominal rahatsızlık ( gaz, kramplar, şişkinlik)

Bilinen bir neden olmaksızın kilo kaybı

Sürekli yorgunluk

Bulantı ,kusma

clip_image002

Rektum tarafında yani makata yakın kısımdaki tümörlerde en sık bulgu, dışkıya kan bulaşmasıdır. Burada dikkat edilecek durumlardan birisi hemoroid denen hastalıkta da dışkıda kan gözlenir ve kişi bu durumu karıştırarak teşhis ve tedaviyi geciktirebilir. Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, dışkı çapının incelmesi, kabızlık, dışkılama sonrası tam boşalamama, karında şişkinlik gözlenen diğer bulgulardır. Bu bulgulardan şüphelendiğinizde doktora başvurmalısınız. Geç dönemde kalın bağırsak kanserlerinin istenmeyen durumlarından biri barsağın tam tıkanmasıdır. Bundan başka oluşabilecek durumlar arasında büyük damarın duvarının yıkılması sonucu ciddi kanamalar, tümörün bağırsak duvarını delmesi, buna bağlı kalın bağırsaktaki mikropların karın zarına yayılması, karın boşluğunda sıvı toplanması şeklindedir.

Çoğunlukla bu belirtiler kansere bağlı değildir. Diğer başka sağlık problemleri bu belirtilere yol açabilir. Ancak bunlardan herhangi birine sahip kişilerin, erken tanı ve tedavi için doktora başvurması önerilir. Genelde kanserin erken dönemlerinde ağrı olmaz. Ağrı olmasını beklemeden doktora başvurmak kanserin erken tanısında önemlidir.

Kolon Kanserde Tedavi

Kalın bağırsak kanserlerinin tedavisinde cerrahi, radyasyon ve kemoterapi başlıca kullanılan tedavi yöntemleridir. Tedavi, tümörün yerleşim yeri ve evresine göre değişmektedir. Tedaviye başlamadan önce hastalar hastalığın evresini, tedavi seçeneklerini, tedavi yan etkilerini, tedavinin normal yaşamları üzerindeki olumsuz etkilerini, tedavinin maliyeti ve kendisi için uygun olabilecek yeni klinik çalışmaların varlığını sorgulayabilir.

 

Cerrahi: Cerrahi tedavi, kanserin tedavisinde ana basamağı oluşturur. Ama bunun için kanser uzak organlara (karaciğer, akciğer, beyin, kemik vb.) yayılmamış olmalıdır. Cerrahi yöntemde tümörlü kısım etraftaki sağlam dokuyla beraber çıkartılır. Bunun yanında bağırsağı vücuda bağlayan mezenter denilen doku ve lenf bezleri de çıkartılır. Rektum kanserlerinde tümör kalın bağırsağın sol tarafının bir kısmı ile birlikte alınır ve iki uç birbirine birleştirilir. Birleştirmenin mümkün olmadığı durumlarda cerrah, sağlam bağırsağın ucunu karın duvarına ağızlaştırır, diğer ucu kapatır. Buna kolostomi denir. Özel kolostomi torbaları vasıtasıyla dışkı dışarı alınır. Çoğu hastada bu durum geçicidir, cerrahi sonrası kolon veya rektum iyileşmesi tamamlanınca kapatılır. Rektum alt bölgelerinde makata çok yakın kısımlarda tümörü olan hastalarda kolostomi kalıcı olabilir. Son yıllarda özellikle karaciğere ve akciğere yayılan bağırsak tümörlerinde o bölgedeki tümörü tamamen çıkartıldığı durumlarda da artık cerrahi tedavi uygulanmakta ve sonuçlar çok yüz güldürücü olmaktadır.

clip_image002

Kemoterapi: Kemoterapi, kanser hücrelerini öldürmek için antikanser ilaçları kullanmaktır. Sistemik tedavi olarak adlandırılır, çünkü ilaçlar kan dolaşımına geçerek vücuttaki kanser hücrelerini öldürür. Kolon kanserinin bazı evrelerinde ve vücudun başka yerine sıçramış olduğu durumlarda sıklıkla kullanılan bir tedavidir. Antikanser ilaçlar ağız ya da damar yoluyla verilebilir. Hastalar hastanede ayaktan hasta olarak nadiren de yatarak bu tedavileri alabilirler. Hastalar kemoterapiyi tek başına ya da, cerrahi, radyoterapi ile kombine olarak alabilirler. Cerrahi öncesi verilen kemoterapiye neoadjuvant kemoterapi denir, cerrahi öncesi büyük tümörlerin küçülmesi amaçlanır. Cerrahi sonrası verilen kemoterapiye adjuvant kemoterapi denir ve cerrahi sonrası kalan kanser hücrelerini yok etmek, kanserin kolon rektum ya da vücudun başka bir bölgede tekrarlamasını önlemek amaçlanır. Kemoterapi ilerlemiş hastalığı olan kişilere de uygulanabilir.

Radyasyon Tedavisi: Radyoterapi olarak da adlandırılır. İyonize radyasyonla tümör hücrelerinin tahribatına yol açan lokal bir tedavidir. Tedavi edilen alandaki kanser hücrelerini yüksek enerjili ışınlarla öldürmek amaçlanır. Radyoterapi, ameliyat öncesinde tümörün küçültülmesi amacıyla veya ameliyat sonrası nüksleri önlemek için kemoterapi ile beraber verilebilir. Radyoterapi genellikle rektum kanserlerinde ve bunların bazı evrelerinde kullanılmaktadır.

Yan Etkiler

Kanser tedavisinin yan etkileri

Tedavi sağlıklı hücre ve dokuları da etkilediği için istenmeyen yan etkiler yaygındır. Tedavi şekline göre yan etkiler değişmektedir.

Cerrahi sonrası iyileşme zaman alır, bu sırada ağrı ve rahatsızlık hissi olabilir. Ağrı kesiciler kullanılabilir. Cerrahiye bağlı diğer yan etkiler olarak; halsizlik, yorgunluk, kabızlık ya da ishal, kanama, infeksiyon gibi acil tıbbi tedavi gerektiren durumlar ve kolostomi sonrası ciltte irritasyon sayılabilir.

Kemoterapinin yan etkileri, uygulanan ilacın tipine ve dozuna bağlı olarak değişmektedir. Genelde antikanser ilaçlar hızlı çoğalan hücreleri etkiler. En çok etkilenen hücreler kan hücreleridir. Bu hücreler enfeksiyonla savaşır, kan pıhtılaşması yapar ve vücuttaki dokulara oksijen taşırlar. İlaçlar kan hücrelerini etkilediğinde hastaların enfeksiyon ve kanamaya eğilimleri artar, kendilerini halsiz ve yorgun hissederler. Saç kökü hücreleri etkilendiğinde saç dökülmesi olur. Saçlar tekrar çıkar ancak farklı renk ve yapıda olabilir. Sindirim sisteminde iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, ağız ve dudak yaralarına yol açabilir. Bu yan etkilerin çoğu ilaçlarla kontrol edilebilir. Radyasyon tedavisinin yan etkileri verilen radyasyon miktarı ve tedavi edilen bölgeye göre değişmektedir. Karın bölgesine verilen radyoterapi; bulantı, kusma, ishal, kanlı dışkılama, dışkı kaçırmaya yol açabilir. Ayrıca ciltte kızarma, kuruma ve halsizlik ve yorgunluk olabilir.

Tarama

Risk gruplarına girmeyen hastalara 50 yaşından başlayarak gaitada gizli kan taraması, 50 yaşın üzerinde ise en azından 5 yılda bir sigmoidoskopi, 10 yılda bir kolonoskopi önerilmektedir. Risk grubunda olan hastalardan, daha önce polip çıkarılmış olan hastalar bu işlemden sonra 1-3 yıl içinde tekrar kolonoskopi yaptırmalıdır. Anne baba gibi yakın akrabalarında kalın bağırsak kanseri tanısı konmuş olanlar, 40 yaşından önce veya akrabasına tanı konulduğu yaştan en geç 8-10 yıl önce taramayı başlatmalıdır. Kalıtsal non-polipozis kolorektal kanser için genetik test yaptırılmalıdır. Ailesel adenomatoz polipozis (FAP) olarak adlandırılan hastalık olan kişiler genetik danışmanlık almalı ve 10-15 yaşından itibaren kolonoskopi ile takip edilmelidir. Meme, kadın genital organ kanseri olan kişiler 40 yaşından sonra, ülseratif koliti olan kişiler ise tanı aldıktan sonra periyodik olarak kolonoskopi yaptırmalıdır.

Ulusal kanser tarama programına göre kadın ve erkeklerde uygulanacak tarama; 50-70 yaş arası 2 yılda bir gaitada gizli kan testi ve 10 yılda bir kolonoskopi yapılmalıdır.

Hemoroid-Basur Nedir?Sebepleri ve Belirtileri Nelerdir?

Hemoroid-Basur-Mayasıl Nedir?

Makat (anüs) kalın bağırsağın son 4 santimetrelik kısmıdır. Bu kısımda kalın bağırsak duvarının iç tabakası altında kılcal damar ağlarından oluşan yastıkcık yapıları bulunur. Bunlara hemoroid denir. Yani hemoroid herkeste vardır. Bunların şişip iltihaplanıp dışarı doğru sarkmasına basur hastalığı (hemoroidal hastalık) denir. Anüs giriminden 2 santimetre içeride, bağırsak duvarı iç kat örtü tabakasıyla - anüs dış deri örtü tabakası arasında bir geçiş halkası (dentate line) vardır. Bu halka seviyesinin üst kısmından sarkan yastıkcıklara iç hemoroid, alt kısmından sarkanlara ise dış hemoroid denir. Sürekli kabızlık olanlarda, çok ıkınarak zorlu dışkılama yapanlarda, hamilelerde ve 50 yaşın üzerindeki kişilerde sık görülür.

SEBEPLERİ

  • Sürekli kabızlık veya ishal
  • Zorlu dışkılama, fazla ıkınma
  • Uzun süre tuvalette kalma
  • Şişmanlık
  • Gebelik
  • Anal seks

BELİRTİLERİ

  • Anüs kenarında hissedilen şişlik, hassasiyet ve bazen ağrı
  • Anal bölgede rahatsızlık hissi (irritasyon) ve kaşıntı
  • Dışkılama sırasında veya sonrasında farkedilen ağrısız kanama

İç hemoroidler aslında fazla bir rahatsızlığa yol açmazlar. Fakat ıkınma sırasında hemoroidlerin hassas yüzey tabakası kanayabilir. Bazen aşırı ıkınmayla iç hemoroidler de anal girimden dışarı sarkarak makatta kaşıntı ve irritasyona sebep olabilirler. Dış hemoroidler anüs çevresindeki derinin altında yer alan şişliklerdir. Kaşıntı ve kanamaya sebep olabilir.

Hemoroid Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Hemoroid Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Hemoroid ameliyatı için hastanın ameliyat gününden önceki akşam ishal yapıcı şurup içip bağırsaklarını boşaltması tavsiye edilir. Bu ameliyat sırasında doktora, ameliyat sonrasında ise hastaya kolaylık sağlar. Ameliyat öncesi en az 5-6 saat açlık gerekir. Ameliyat için genellikle tercih edilen anestezi türü belden iğne yapılarak belden aşağısının uyuşturulması (spinal anestezi) yöntemidir. En çok ağrı şikayeti hissedilebilecekdönem ameliyat ve ameliyattan sonraki ilk birkaç saattir. Spinal anestezi ile bu 3-4 saatlik dönem ağrsız, oldukça rahat bir şekilde atlatılır. Ameliyatta sarkan fazla yastıkcık (hemoroid) yapıları kesilir ve meydana gelen açıklıklar dikilerek makat halkasının bütünlüğü yeniden oluşturulur. Ameliyat sonrası gerekirse -birkaç saat sonra çekilmek üzere- kanala vazelinli tampon konularak ameliyat tamamlanır. Aynı işlem LİGASURE isimli bir cihazla da yapılabilir. Bu cihaz kesme, yakma ve birleştirme işlemlerini aynı anda yapabilir. Ligasure dikişsiz, kansız ve daha hızlı bir ameliyat imkanı sağlar. Ayrıca ameliyat sonrası ağrı, kanama gibi sorunlar açısından da daha konforludur. Ne kadar doku çıkartılacağı cerrahın gözeteceği bir ayar meselesidir. Sarkmış olan bağırsak iç tabakasından az bir miktar çıkartılırsa hastalığın tekrarlama ihtimali artar. Çok fazla doku çıkartılıp makat kanal örtüsü düm düz yapılmaya çalışılırsa da ilerde makat darlığı gelişme ihtimali artar. Cerrah, kesilip dikilen yerlerde yara iyileşirken büzüşme ve nasırlaşma olacağı hesaba katmalı, hasta da beklentilerini buna göre ayarlamalıdır. Özetle; ameliyatta makat kanal örtüsünde (mukozada) nispeten salim yerler bırakılarak şişliklerin çoğu alınır. Aralarda hafif şiş görünümde olsa dahi dokunulmamış, esnekliği sağlamaya devam edecek kanal örtü köprüleri özellikle bırakılır.

Ameliyat Dışı Müdahaleler Nelerdir?

Ameliyat Dışı Müdahaleler Nelerdir?

LASTİK BANTLA BOĞMA (LASTİK BAND LİGASYON)

İç hemoroidlerin köküne vakumlu bir alet yardımıyla ince minik lastik halkalar oturtularak şişmiş yastıkcığın kan dolaşımı boğulur, engellenir. Yastıkcık yapısı bir hafta içinde kurur ve kendiliğinden düşer. Nadir de olsa kanamaya ve ağrıya yol açabilir. Orta dereceli iç hemoroidlerde etkilidir. Makat kanalının çıkıma yakın son 2 santimetrelik kısmı ağrıya çok duyarlıdır. Dış hemoroidlere lastik bantla boğma yöntemi uygulanamaz.

NASIRLAŞTIRICI (SKLEROZAN) MADDE ENJEKSİYONU

Yastıkcık yapısı içindeki damarları büzerek etki eder. Etkinliği sınırlıdır.

KIZILÖTESİ IŞIN İLE YAKMA (INFRARED FOTOKOAGULASYON)

Yastıkcık yapılarının kökü ışınla yakılır. Kan dolaşımı bozularak şişliğin kurutulması amaçlanır. Basit, kısa ve kolay bir işlemdir. 2-3 haftalık aralarla birkaç seans halinde uygulanması gerekir. Kırk yılı aşkın süredir bilinen bir yöntemdir. Hafif ve orta dereceli hemoroidlerin bir kısmında fayda sağlar. İlerlemiş; 3. 4. derece hemoroidlerin tedavisinde yeri yoktur. İşlem sonrası uzun vadede hastalığın tekrarlama oranı yüksektir. Teknik açıdan öyle olmamasına rağmen sanki bir "Lazer" uygulamasıymış gibi sunularak pazarlanması yaygındır. Medya ve internet "lazerle hemoroid tedavisi" "hemoroide ameliyatsız çare" gibi ifadelerle doludur.

Apandisit Nedir?Belirti ve Bulguları Nelerdir?

APANDİSİT NEDİR?

Apandis (appendix vermiformis) karın sağ alt kadranda, kalın bağırsak başlangıç kısmında, kör bağırsağın ucunda parmak şeklinde bir organdır. Uzunluğu genellikle 6-9 cm arasındadır. Vücuttaki görevi tam olarak aydınlatılmamış olmakla birlikte bağışıklık sistemiyle ilgili bazı maddeler salgıladığı bilinmektedir. Alınması durumunda herhangi bir fonksiyon kaybı görülmemektedir. Apandisit; apandisin iltihabı demektir. Çoğu zaman bu parmaksı organın kökünde oluşan tıkanmaya bağlı olarak meydana gelir. Tüm yaşlarda görülebilmesine karşın en sık 10-30 yaşlar arasında görülür.

APANDİSİTİN BELİRTİ VE BULGULARI NELERDİR?

Şikayetler SON BİR veya BİRKAÇ GÜN içerisinde ortaya çıkmıştır; KARIN AĞRISI en önemli yakınmadır. GÖBEK ÇEVRESİNDE yavaş yavaş başlar. Başlangıçta künt vasıfta belli belirsiz bir ağrı şeklindedir. İlk saatlerde ağrının neye benzediği tam olarak tarif edilemez. SAATLER SONRA ağrı göç eder. Göbek çevresinden kaybolur ve KARIN SAĞ ALT TARAFA YERLEŞİR. Ağrı hareketle, öksürmekle, gülmekle, SARSILMAKLA şiddetlenir. Sonuçta hiç ara vermeyen, SABİT ve sürekli BİR AĞRI halini alır.

-Ağrının özellikleri ağrı kesici alanlarda, şeker hastalarında, çocuklarda ve yaşlılarda burada tarif edilen tipik biçiminden farklı olabilir.

-Doktora başvurmakta geciken hastaların bir kısmında apandisit patlaması olabilir. Bu durumda ağrı birkaç saatliğine rahatlar. Ama daha sonra ATEŞ ile birlikte daha yaygın olarak geri döner. İŞTAHSIZLIK (Hastaların %90'ından fazlasında görülür. Hastalar aç oldukları halde en çok sevdikleri yemeği bile yemek istemezler.) BULANTI, bazen kusma (Genellikle ağrı başladıktan saatler sonra ortaya çıkar) MUAYENEDE Hastalar bacaklarını karınlarına doğru çekerek hareketsiz yatmayı tercih ederler. Karın sağ alt kısma HAFİFÇE BASTIRMAKLA şiddetli ağrı (HASSASİYET) olur.

-Muayene sırasında «göbek deliğinden - leğen kemiği sağ yan ön çıkıntısına uzanan hayali bir çizgi» düşünülür. Apandisitte en hassas bölge genellikle bu çizginin dış yarısı civarında yer alan alandır. Bu alana 5-10 saniye derince bastırıldıktan sonra EL ANSIZIN geri ÇEKİLİRSE karın içinde elektrik çarpıyormuş gibi keskin, şiddetli bir ağrı hissedilebilir. Buna REBAUND denir. Bu ağrı bazen hastayı yattığı yerden zıplatacak derecede şiddetli olabilir. Karın sağ alt kadranda bu bulgunun varlığı apandisit teşhisi için oldukça önemlidir.

Klasik Açık Apandisit Ameliyatı Nasıl Yapılır?

KLASİK AÇIK APANDİSİT AMELİYATI NASIL YAPILIR?

Ameliyat genel anesteziyle veya belden iğneyle belden aşağısı uyuşturularak (spinal anestezi altında) yapılabilir. Ameliyat süresi genellikle 20-30 dakika arasındadır. Hastanede bir gün yatış gerekir. Sıklıkla karın sağ alt kadranda 2-3 santimetrelik bir kesi yeterlidir. Çok nadir olarak teşhisin pek net olmadığı durumlarda göbek alt kısmında orta hat kesisi de kullanılabilir. Ameliyatta karında sağ alt kadranda kalın bağısağın başlangıcındaki kör bağırsağın ucunda parmak biçiminde uzanan apandis bulunur. Damarı ve kökü bağlanarak apandis çıkartılır. Apandisit tanısıyla ameliyata alınan hastaların % 10-15 kadarında apandis normal çıkar. Bu durum apandisiti taklit eden hastalıklardan ve apandisitin tanı zorluğundan kaynaklanır. Hatta acil bir tabloda, riskli gidişat karşısında hasta yararına tedbirli davranmanın da bir gereğidir. Hata, komplikasyon veya malpraktis olarak değerlendirilmez. Bu oran tıbbi bilimsel referanslarca olağan kabul edilir. Apandisiti taklid eden hastalıklardan bazıları; iltihabi barsak hastalıkları, divertikülit, bazı bağırsak tümörleri, mide bağırsak delinmeleri, ayrıca kadınlarda yumurtalık kistleri yumurtalık iltihapları ve dış gebeliktir. Bu nedenlerle ameliyat sırasında ek bir müdahale icap ederse cerrahın kendisi veya ilgili bölüm uzmanı tarafından aynı seansta ek müdahale gerçekleştirilir.

Kapalı Apandisit Ameliyatı Nasıl Yapılır?

KAPALI APANDİSİT AMELİYATI NASIL YAPILIR?

Kapalı apandisit ameliyatı genel anestezi altında yapılır. Ameliyat yarım saat kadar sürer. Hastanede bir gün yatış gerekir. Hasta tümüyle uyuduğu için ameliyat işlemlerini farketmez ve hatırlamaz. Ameliyat karın duvarına açılan küçük deliklerden sokulan çubuklarla yapılır.

Önce göbekten küçük bir boru sokularak karın boşluğu yaklaşık 4 litre gazla şişirilir. Bu şişme karın duvarını yükseltir ve cerrahi aletlere hareket alanı sağlar. Sonra göbekteki boru içinden gönderilen çubuk biçimindeki bir kamerayla içerinin görünümü televizyon ekranına yansıtılır. Kamera görüntüyü istenilen açıdan ve büyüterek yansıtır. İki adet daha küçük boru girilir. Cerrah buralardan sokulan çubuk biçimindeki aletlerle işlemleri ekrandan takip ederek ameliyatı yapar. Aynen açık ameliyatta olduğu gibi apandis damarı ve kökü bağlanıp ayrılarak apandis çıkartılır. İşlem yarım saat civarında sürer. Karın içindeki gaz boşaltılıp, minik kesiler gizli dikişlerle yaklaştırılarak ameliyat tamamlanır. Ameliyatın özellikleri; yara, konfor, yatış süresi açısından açık ameliyatla benzerdir. Maliyeti açık ameliyattan yüksektir. Özellikle tanı güçlüğü çekilen veya beraberinde başka karın içi problemleri olan hastalarda, doğurganlık çağındaki kadın hastalarda ve obez hastalarda açık ameliyata göre daha avantajlıdır.

Kolon ve Rektum Ameliyatında Robotik Sistem
Ameliyatlarda-robot-cerrah-isbirligi-b1167a070c6a44fb8086db122ff1b2a4

KOLON VE REKTUM AMELİYATINDA ROBOTİK SİSTEM

Robotik SisteminFaydaları:

  • Açık ameliyatın ve laparoskopik ameliyatın avantajlarını bir araya getirmesi
  • Mükemmel kanser kontrolü
  • Daha az kan kaybı ve transfüzyonlar
  • Düşük infeksiyon ve komplikasyon riski
  • Barsakların erkenden çalışmaya başlaması
  • Daha erken ağızdan gıda alabilmeye başlanması
  • Daha az ağrı
  • Daha kısa süre hastanede kalış
  • Daha hızlı iyileşme ve normal etkinliklere dönüş
  • Daha iyi kozmetik sonuç (Küçük kesiler ve daha az iz)

Hangi Hastalıklarda Kullanılabilir?

  • Kalın barsak kanseri
  • Rektum kanseri
  • Divertikülit
  • İltihabi barsak hastalıkları (Crohn hastalığı, kolitis ülseroza)
  • Rektum prolapsusunda (rektum sarkmasında) Rektopeksi

Robotik Cerrahi Sırasında Bazen Laparoskopik veya Açık Yönteme Dönülmesinin Nedenleri

  • Eski ameliyatlara bağlı yoğun yapışıklık
  • Organların görülememesi
  • Kanama
  • Büyük tümörler
  • Cihazla ilgili sorunlar

Eskiden klasik açık ameliyatta kalın barsak ve rektum kanserinin tedavisi için büyük bir kesi, bunun sonucu olarak uzun bir iyileşme süreci, ağrı ve bir dizi komplikasyonlar görülüyordu.
Laparoskopik cerrahi bu alana büyük kolaylıklar getirdi fakat yöntemde kullanılan aletlerin sınırlılığı her hastada bu minimal invaziv yolun seçilebilmesini önlüyordu. Laparoskopik kolorektal cerrahide yüksek açığa dönüş oranları görülüyordu. Rektum cerrahisinde pelvis bölgesi denilen leğen kemiğinin iç kısmında çalışıldığından rahat bükülemeyen laparoskopik aletleri burada kullanmak güçlük taşıyordu. Robotik yardım bu sorunu giderdi. Ayrıca üç boyutlu görüntü anatomik oluşumları çok iyi ortaya koyduğundan işi daha kolaylaştırdı.