Hastalıklar

MEME KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS

MEME KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS

Kadınların belli aralıklarla memelerini kontrol etmeleri, meme kanserini ileri aşamalara ulaşmadan fark etmenin ve kolay tedaviye başlangıcın ilk adımını oluşturuyor.

Her kadın kendini ayda bir kez muayene etmeli. Bu muayene, adet başlangıcından 5-7 gün sonra yani hormon etkisinin en az olduğu dönemde yapılmalı. Kendini düzenli olarak muayene eden her kadın belli bir süre sonra kendi memelerini tanıyor ve normal meme dokusunun özelliklerini öğreniyor. Böylece yeni ortaya çıkan kitleleri erken dönemde fark edebilecek duruma geliyor.  Meme muayenesi farklı şekillerde yapılabiliyor. Ayna karşısında görsel değişiklikleri değerlendirdikten sonra yatarak, el ile yapılan muayene en etkin yöntem olarak görülüyor.

Meme kanserinin erken dönem bulguları çok belirgin olmayabilir. Kanser ilerledikçe, memelerde kadının dikkatle izlemesi gereken bazı değişiklikler ortaya çıkar. Bu değişiklikler; memede veya koltuk altında kitle ele gelmesi, memenin boyutunda veya şeklinde değişiklik olması, meme başından akıntı gelmesi, memenin veya meme başının derisinde renk değişikliği olması ya da özellik değiştirmesi olarak sıralanır.

Bu özelliklerin çoğunun ardında kanser olmasa da gerçek nedenin bir doktor tarafından bulunması gerekiyor.

Devamı

TİROİD BEZİ HASTALIKLARI

TİROİD BEZİ HASTALIKLARI

Tiroid bezi hastalıkları toplumda çok sık rastlanan, bazı durumlarda uzun süreli hatta ömür boyu takip ve tedavi gerektiren hastalıklardandır. Tiroid nodülleri; görülme sıklığı itibariyle en sık karşılaşılan hastalıklardan olup, tiroid nodüllerinin kanserleşme olasılıkları ve tedavi seçenekleri bu hastalıkla ilgili en önemli sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Paratiroid bezleri sıklıkla tiroid bezlerine bitişik yerleşim gösteren, çok önemli hormonal işlevlere sahip endokrin sisteme ait bezlerdendir. Paratiroid bezleri ile ilgili hormonal hastalıkların erken tanı ve tedavileri de kalıcı hasarlara neden olabilmeleri nedeniyle önem arz etmektedir.

Devamı

BÖBREK NAKLİNDEN SONRA YAŞAM SÜRESİ VE KALİTESİ NEDİR?

BÖBREK NAKLİNDEN SONRA YAŞAM SÜRESİ VE KALİTESİ NEDİR?

Böbrek nakli olan hastaların yaşam kaliteleri normal sağlıklı bir insan gibidir. Hasta diyalize girmekte iken bağlandığı makine canlı böbrek dokusunun bütün görevlerini yerine getiremediği için diyalizdeki hastalar, serbestçe su içememek, her şeyi yiyememek başta olmak üzere birçok kısıtlama ile yaşarlar. Zaman içerisinde kansızlık, kalp damar hastalıkları, çeşitli enfeksiyonlar gibi ilave problemlerle karşılaşırlar. Bu nedenlerle ve zamanlarının önemli bir kısmını diyaliz merkezlerinde geçirdikleri için sağlıklı bir insan gibi yaşama şansları yoktur.

Kısaca böbrek nakli olanlar hem ruh ve beden sağlıkları hem de diyalizde geçirdikleri süreleri kazandıkları için çalışma hayatı ve sosyal yaşam içinde yer alabilmektedirler.

Devamı

HANGİ HASTALIKLAR İLE ENDOKRİNOLOJİ İLGİLENİR?

HANGİ HASTALIKLAR İLE ENDOKRİNOLOJİ İLGİLENİR?

 

  • 1- Hipofiz bezi hastalıkları.
  • 2- Boy kısalığı ve büyüme hormon eksikliği
  • 3- Hipofiz bezi yetmezliği (Hipopituitarizm)
  • 4- Prolaktin hormon fazlalığı (Prolaktinoma)
  • 5- Büyüme hormon fazlalığı (Akromegali)
  • 6- Diyabetes insipidus (Şekersiz Şeker Hastalığı)
  • 7- Paratiroid hormon fazlalığı (Hiperparatiroidi)
  • 8- Paratiroid hormon azlığı (Hipoparatiroidi)
  • 9- Böbreküstü bezi hastalıkları
  • 10- Kortizol hormon fazlalığı (Cushing Sendromu)
  • 11- Kortizol hormon azlığı (Addison Hastalığı)
  • 12- Aldosteron hormon fazlalığı (Aldosteronizm)
  • 13- Adrenalin hormon fazla salgısı (Feokromasitoma)
  • 14- Testis, hormonları ve hastalıkları
  • 15- Testosteron eksikliği (Hipogonadizm)
  • 16- Erkekte meme büyümesi (Jinekomasti)
  • 17- Ereksiyon problemi ve empotans
  • 18- Testis ve penis küçüklüğü, sakal çıkmaması
  • 19- Yumurtalık (Over) hormonları ve bozuklukları
  • 20- Kadınlarda cinsel hormon yetmezliği (Hipogonadizm)
  • 21- Tüylenme (Hirsütizm)
  • 22- polikistik over sendromu
  • 23- Menopoz
  • 24- Tiroid bezi ve görevleri
  • 25- Guatr
  • 26- Tiroid bezinin fazla çalışması (Hipertiroidi, Zehirli guatr)
  • 27- Tiroid bezinin az çalışması (Hipotiroidi,Hashimoto)
  • 28- Nodüler guatr-nodül
  • 29- Tiroid kanserleri
  • 30- Hashimoto hastalığı
  • 31- Obezite, beslenme, diyet, metabolik sendrom
  • 32- Şeker hastlalığı (Diyabet)
  • 33- Şeker düşmesi (Hipoglisemi)
  • 34- Kemik erimesi (Osteoporoz)
  • 35- Vitaminler, Mineraller
  • 36- Ürik asit, kolesterol ve trigliserit yüksekliği
Devamı

KARACİĞER NAKLİ

KARACİĞER NAKLİ

Nakil için karaciğer, iki tip kaynaktan (kadavra ve canlı) alınabilir. Kadavradan karaciğer nakli, bir kaza sonucu veya hastalık nedeniyle beyin ölümü kesin olarak saptanmış hastaların varlığında gündeme gelir. Bu kişilerin ailesiyle görüşülerek organ bağışı için izin alındıktan sonra karaciğer takılmak üzere kullanılabilir. UKS (Ulusal Koordinasyon Sistemi) ile koordine sürdürülen çalışmalar sonucunda en uygun alıcılar (kan grubu uyumu, bekleme listesinde geçen süre ve gereksinimin aciliyetine göre) belirlenerek karaciğerin ilgili merkeze gönderilmesi sağlanır.

Maalesef ülkemizde kadavradan organ bağışı son derece az olduğu için uzun bekleme listeleri vardır. Canlıdan karaciğer nakli, karaciğerinin bir kısmının alınmasında sağlık ve hukuki açıdan mahsur olmayan kişilerin varlığında gündeme gelir. Bu işlemin gerçekleştirilebilmesi için alıcı ve verici (donör) arasında 4. dereceye kadar kan ve hısım akrabalığı olması gerekir. Akrabalığın olmadığı ancak uzun süreli tanışıklık ve dostluk hallerinde durumun değerlendirilebilmesi için Sağlık Müdürlükleri bünyesinde yapılandırılan etik kurulların onayının alınması zorunludur.

Devamı

SAFRA KESESİ HASTALIKLARI

SAFRA KESESİ HASTALIKLARI

Safra Kesesi Hastalıkları

SAFRA KESESİ HASTALIKLARI

Safra kesesi hastalıkları, toplumda çok sık görülen hastalıklardandır. Safra kesesi hastalıkları safra yollarının ve hatta zaman zaman pankreasın da katıldığı çok çeşitli hastalıklardan oluşur. Bu hastalıklar ile kendimizde ya da bir yakınımızda görme olasılığımız ne yazık ki çok yüksek. Bu hastalıkları ve tedavileri anlamak için öncelikle biraz safra sistemi ile bilgi edinmemizde fayda var.

Safra nedir?

Safra nedir?

Safra, karaciğerde üretilen çeşitli bileşenlerden oluşan bir sıvıdır. Safra vücudumuzdan çeşitli artık maddelerin atılması ve sindirimde rol alır. Karaciğer vücudumuzun en önemli laboratuarıdır. Bu görevini yaparken safranın üretilmesi ve safranın içeriğini oluşturan bileşenlerin oranlarının ihtiyaca göre düzenlenmesi en önemli yardımcı unsurlardan biridir. Safra anlaşılacağı gibi vücudun vazgeçilmezidir.

Safra kesesi nedir?

Safra kesesi nedir?

Safra kesesi ve safra yollarını birlikte anlamakta fayda var. Üretilen safra yolculuğuna karaciğerdeki en küçük safra yollarından başlar. Karaciğer içindeki bu küçük safra yolları toplanarak daha büyük safra yollarını nihayetinde ana safra kanallarını oluşturur. Safranın yolculuğunun bitip görevinin başladığı yer ise mideni devamı olan on iki parmak barsağıdır. Safra yolları, pankreas kanalı ile birlikte on iki parmak barsağına açılarak sindirimde önemli görevler alır. İçerdiği atıklar da barsağa ulaşmış ve vücuttan uzaklaşmaya başlamıştır.

gallbladder-100901-02

Safra kesesi, karaciğerin hemen bitişiğinde yer alan su damlası şeklinde bir keseciktir. Görevi asla ve asla safrayı üretmek değildir. Safra kesesi, karaciğerin ürettiği fazla safrayı yemek yenilmediği zamanlarda biriktirir; yemek sırasında ise büzülerek içindeki safrayı önce safra yollarına oradan da on iki parmak barsağına gönderir.

Safra kesesi ve yolları hastalıkları nelerdir?

Safra kesesi ve yolları hastalıkları nelerdir?

En sık görülen hastalıkları taşa bağlı iltihaplanma, safra yolların tıkanması (tıkanma sarılığı), pankreasın iltihaplanmasıdır (pankreatit). Ne yazık ki safra kesesi ve safra yolları kanserleri de karşımıza çıkabilen çok ciddi hastalıklardır. Bu bölgenin kanserleri ayrıca incelenmesi gerektiren geniş yelpazede hastalıklardır.

Safra taşları nedir?

Safra taşları nedir?

Safranın içinde çökelme ve sertleşme sonrası ortaya çıkan taş benzeri oluşumlardır. Safranın bileşenlerinden oluşurlar; farklı bileşen oranları içerebilirler. Kimi zaman kum kristalleri gibi kimi zaman küçük çakıl taşları kimi zaman da yumurta büyüklüğünde olabilirler. Nasıl oluştuklarına dair kesin bir bilgi yoktur. En çok üzerinde durulan görüşler kişini safra sıvısının özelliklerinin çökelmeye yatkın olduğu ya da safra kesesinin yetersiz boşalması sonucunda çökelme ortaya çıkmasıdır.

Safra taşlarının sıklığı; kadın cinsiyette, obezitede, hızlı kilo kaybı durumunda,  diabetes mellitus’u (şeker hastalığı) olanlarda, yaş ilerledikçe arttığı görülür.

Safra taşları şikayete yol açar mı?

Safra taşları şikayete yol açar mı?

Safra taşları özellikle karnın üst orta kısmında ağrıya yol açabilir. Bu ağrı genellikle sırta ve omza doğru yayılır. Yemeklerden sonra bu ağrıda şiddetlenme görülebilir. Hazımsızlık ve karında şişlik de önemli yakınmalardandır. Bulantı ve kusmaya varan hazımsızlıklara yol açabilir. Görüldüğü gibi birçok hastalıkla karışabilecek çok genel yakınmalara yol açabilir. Bu yakınmaların sebebi safra taşları olabileceği gibi diğer karın içi organlardan da kaynaklanabilir. Bu yakınmalar olduğunda doktora başvurmak özellikle ileride oluşabilecek kötü ve riskli durumların önlenmesi için gereklidir.

Safra taşlarının olmasının riskleri nelerdir?

Safra taşlarının olmasının riskleri nelerdir?

Safra taşları bahsettiğimiz yakınmaların dışında safra kesesinin iltihaplanması (akut kolesistit), tıkanma sarılığı (safra yollarının tıkanması ya da iltihaplanması) ya da pankreasın iltihaplanmasına (akut pankreatit) yol açabilir. Bu durumlar şiddetli karın ağrısı, ateş, bulantı kusma ve kimi zaman deri renginde sararma ile kendini gösterir. Bu hastalıkları ne zaman ortaya çıkacağını ya da neyin tetiklediğini bilemiyoruz. Ortaya konulan gerçek safra taşları ile birlikte yaşanan yıllar uzadıkça bu risklerinin görülme olasılığının arttığıdır. Yine önemli diğer bir gerçek, bir kere bu hastalıklar görüldükten sonra yeniden ve daha şiddetli olarak görülme olasılığının yüksekliğidir. Yine bu hastalıklar ile ilgili önceden kestirilemeyen önemli diğer bir konu hastalığın şiddetidir; bu hastalıklar çok hafif ayaktan tedavi ile atlatılabilirken hayatı tehdit eden riskli durumlara da yol açabilir.

Safra kesesi kanserlerinin de safra taşları olan insanlarda daha yüksek oranda görülme olasılığı vardır.

Safra taşları nasıl tanı konulur?

Safra taşları nasıl tanı konulur?

Kimi zaman bahsedilen yakınmalar ile kimi zaman da başka sebepler ile yapılan tetkiklerde tanı konulabilir. Tanıda en geçerli, yan etkisi en az olan tetkik karın bölgesinin ultrason ile incelenmesidir. Ultrason ile safra kesesinin duvarı boyutları, içinde taş varlığı ve hatta safra yollarının durumu yüksek doğrulukta incelenebilir. Çeşitli durumlarda tomografi ve MR görüntüleme yöntemlerinden de yardım alınmaktadır.

Safra taşları tedavi edilmeli midir?

Safra taşları tedavi edilmeli midir?

Bu konuda bilimsel düzeyde çeşitli görüş ayrılıkları mevcuttur. Safra taşların bağlı ağrı, iltihaplanma ya da sarılığı olan hastaların tedavi edilmesi noktasında tüm doktorlar birleşmektedir. Herhangi bir yakınmaya yol açmadığı düşünülen safra taşları varlığında tedavi gerekliliği ise tartışma konusudur. Kimi durumlarda ise hiçbir yakınma ya da hastalık olmaksızın safra taşlarının tedavi edilmesi gereklidir. Anlaşılacağı gibi kimin ne zaman tedavi edileceği; bireysel özellikler göz önüne alınarak tıbbı bilgiler ışığında doktor-hasta karşılıklı kararı ile belirlenmelidir.

Safra taşları nasıl tedavi edilir?

Safra taşları nasıl tedavi edilir?

Safra taşlarının bulunduğu anatomik yer ve yol açtığı duruma göre tedavi yapılması gereklidir. İlaç tedavisi ile safra taşlarından kalıcı olarak kurtulmak mümkün değildir.

Sadece safra kesesinde bulunan taşların tedavisi için safra kesesinin cerrahi olarak alınması gereklidir. Bu işleme kolesistektomi denilir. Kolesistektomi, açık ya da kapalı yöntem ile yapılabilir. Kapalı yöntem laparoskopik yöntemdir; yani karın bölgesinde kesi oluşturmadan oluşturulan delikler ile yapılan karın ameliyatı şeklidir. Cerrahide esas olan safra kesesinin tamamının güvenle alınmasıdır. Çeşitli yöntemlerin gelişmesi ile yapılan ameliyat aynı kalırken ameliyat sonrası normale dönme, ağrı ve kozmetik (yara izi) sonuçlar açısından üstünlükler elde edilmiştir.

Kapalı yöntemde, karın içine 4 farklı yerden oluşturulan delikler ile ya da göbek deliği içinde oluşturulan tek büyük delik ile ameliyat gerçekleştirilir. Her iki yöntemde de ameliyat sonrası açık yönteme göre daha hızlı normale dönme, daha az ağrı görülmektedir. Tek delikten yapılan kapalı safra kesesi ameliyatının (tek insizyon laparoskopik kolesistektomi) en önemli üstünlüğü ise göbek içine gizlenen kesi sayesinde “izsiz cerrahi“ olmasıdır. Bu hastalarımıza yaptığımız en keyifli ve önemli uyarı ise ameliyat sonrası yara izi görülmeyeceği için mutlaka safra keselerinin alındığını hatırlatmaları gerekliliğidir.

Safra kesesi ile birlikte safra yollarında da taş varlığında safra kesesi alınmadan safra yollarındaki taşlar uzaklaştırılmalıdır. Safra yollarına ameliyat uygulamak yerine hasta için çok daha konforlu ve ağrısız işlem olan ERKP işleminin uygulanması tercih edilir. ERKP işleminde ağzı yolu ile girilen endoskop ile on iki parmak barsağına açılan safra yollarının ağzı bulunarak buraya ilerletilen kateterler (ufak borucuklar) yardımı taşın çıkartılması, safra yolu alt ucunun genişletilebilmesi mümkün olmaktadır. Bu işlem başarılı sonuçlandıktan sonra mutlaka safra kesesi alınarak hastalık kaynağı ortada kaldırılmalı ve tekrarlamalar önlenmelidir. Safra yollarındaki taş ERKP veya benzeri işlemler ile çıkarılamayabilir. Bu durumlara az da rastlanılsa daha ağır ve karmaşık cerrahi işlemler gerektirir.

Safra kesesi iltihaplandığında ise hastanın genel durumu ameliyata uygun ve erken dönemde ise ilk seçenek kapalı yöntem ile safra kesesinin alınması gereklidir. Acil yapılan bu ameliyatlarda kapalıdan açık ameliyat geçme ihtimali daha yüksektir.

Safra kesesi ya da yolları iltihaplanması, pankreas iltihaplanması daha farklı cerrahi işlemler gerektirebilen hayati tehlikelere yol açabilen hastalıklardır. Yaş ilerlemesi, eşlik eden hastalıkların bulunması bu riskleri arttırmaktadır.

Tekrarlayan iltihaplar, cerrahi anatomiyi karmaşık bir hale getirmekte; laparoskopik cerrahiden açık cerrahiye döneme oranlarını arttırmaktadır. Ameliyata bağlı risklerinde bu durumlarda arttığı bilinmektedir.

Safra kesesi ameliyatı riskli midir?

Safra kesesi ameliyatı riskli midir?

Safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi), her yıl binlerce gerçekleştirilen bir ameliyat yöntemidir. Bu ameliyattan sonra ölüm çok nadir görülür ve bu ölümler irdelendiğinde yandaş hastalıkları olan genel durumu kötü hastalar olduğu görülür. Bu ameliyattan sonra yara yeri enfeksiyonu, pıhtı atması, akciğer enfeksiyonu gibi istenmeyen genel yan etkiler çok düşük oranlarda görülebilir. Bu ameliyata özel olarak safra yollarının ya da karaciğerin ana damarlarının yaralanma riski mevcuttur. Göz önünde bulundurulması gereken nokta bu istenmeyen yan etkilerin (komplikasyon) geçirilen iltihaplanma sırasında ve sonrasında ortaya çıkma olasılığı göreceli olarak artar.

Safra kesesi ameliyatı olduktan sonra yaşanabilecek eksiklik veya olumsuzluklar var mıdır?

Safra kesesi ameliyatı olduktan sonra yaşanabilecek eksiklik veya olumsuzluklar var mıdır?

Sindirim için safra kesesi mutlak gerekli bir organ değildir. Safra kesesi alındıktan sonra safra, karaciğerden barsağa olan akışına devam eder. Dolayısı ile ameliyattan sonra noral dengeli bir beslenme devam eder. Herhangi bir beslenme kısıtlaması yoktur. Yani safra kesesi alındıktan sonra yenilmemesi gereken herhangi bir yiyecek yoktur. Çok nadir olarak ameliyattan sonra hazımsızlık bildiren hasta grubu mevcut iken hastaların çok büyük çoğunluğunda bu görülmez. Hatta beslenme ile ilgili yakınma be yaşam kalitesi incelendiğinde çok yüksek oranda ameliyattan sonra önceye göre iyileşme olduğu görülmüştür.

Devamı

ENDOKRİN HASTALIKLARI

ENDOKRİN HASTALIKLARI

Endokrin Sistem

ENDOKRİN SİSTEM
Canlıların vücudunda kontrol ve düzenleme görevini sinir sistemi ve endokrin sistem gerçekleştirir. İkisi birlikte çalışarak organizmanın bütünlüğünü sağlar. Endokrin sistem endokrin bezlerden oluşur. Bu bezler hormon denilen salgıları salgılar. Ürettikleri salgıları kana veren bezlere iç salgı bezleri, bu salgılara da hormon denir. Ürettikleri salgıları kanala veren bezlere ise dış salgı bezleri denir. Bu salgılara da enzim denir. Ürettikleri hormonları kana, enzimleri de kanala gönderen bezlere karma bez denir.

Endokrin sistem, hormonlar kanalıyla vücudumuzdaki; 
• Büyüme ve gelişme
• Enerji düzenlemesi (depolama ve mobilizasyon)
• İçsel denge (sıvı ve elektrolit dengesi)
• Üreme (cinsel yaşam, hamilelik, laktasyon)

Gibi yaşamsal süreçleri kontrol eder. Hormonlar ayrıca çevremize verdiğimiz tepkiyi de denetler ve vücudumuzun fonksiyonları için gerekli olan enerji ve besini sağlamaya yardımcı olur. Endokrin sistemi oluşturan salgı bezlerine; hipotalamus, hipofiz, tiroid, paratiroid, pankreas, yumurtalıklar (kadında overler, erkekte testisler), böbreküstü bezi, yağ dokusu, endotel (damar iç duvarını döşeyen hücreler) örnek verilebilir.
Hormonların özellikleri:
1. Hayvanlarda kan ile, bitkilerde soymuk borusu ile doku ve organlara taşınır.
2. Her hormon farklı hücre, doku ya da organa etki eder.
3. Az miktarda üretilirler.
4. Gereğinden az ya da çok üretilmesi hastalığa yol açar.
5. Yapıları protein ve yağdan oluşur.

HORMON ÜRETEN BEZLER
1) Hipofiz bezi: beynin tabanında hipotalamusun altında yer alır. Hipofiz bezinde üretilen hormonlar ve görevleri şunlardır:
a) Büyüme hormonu, büyüme ve gelişmeyi sağlar. Kemik ve kas dokusunun gelişmesinde etkilidir. Büyüme döneminde fazla salgılanması devliğe az salgılanması cüceliğe yol açar.
b) Deriye renk verici maddeleri uyaran hormon hipofizden salgılanır.
c) Tiroid bezini uyararak çalışmasını sağlayan hormonu üretir.
d) Dişilerde süt bezlerinin çalışarak süt üretmesini sağlayan hormonu salgılar.
e) Gamet hücrelerinin oluşmasında etkili olan hormonları üretir.

2) Tiroid bezi: Boynumuzun tabanında soluk borusunun önünde yer alır. İki çeşit hormon üretir.
a) Tiroksin: Vücut metabolizmasını hızlandırır. Tiroksin hormonu iyot varlığında sentezlenir. Alınan yiyeceklerde iyot eksikse tiroksin salgılanmaz ve tiroit bezi büyür. Buna guatr denir. Tiroksin hormonu az salgılandığında hücreler arası sıvıda sodyum ve suyun, kanda ise kolestrolün yükselmesine yol açar.
b) Kalsitonin: Kandaki kalsiyum ve fosfatın kemiklere geçmesini sağlar.

3) Böbrek üstü bezi: Dışta yer alan kabuk ve içte yer alan öz olmak üzere iki kısımdan oluşur. Kabuk kısmından su ve iyon dengesini sağlayan hormonlar salgılanır. En önemlisi aldesterondur. Aldesteron böbreklerde iyonların (sodyum ve klor) emilimini artırır. Öz bölgesinden adrenalin salgılanır. Adrenalin korku, heyecan, öfke anında salınır. Kan basıncını yükselti, kalp atışını hızlandırır, damarları daraltır, göz bebeklerini büyütür, kılları dikleştirir.

4) Pankreas bezi: Karma bezdir. Ürettiği enzimleri özel bir kanalla oniki parmak bağırsağına gönderir. Pankreastan iki çeşit hormon salgılanır. İnsülin ve glukagon. İnsülin kandaki şeker miktarı arttığı zaman şeker miktarını azaltmak için salgılanır. İnsülin bu işi kandaki glikozun karaciğerde glikojen şeklinde depolayarak yapar. Glukagon ise kandaki glikoz miktarı azaldığı zaman salgılanır. Karaciğerdeki depoloanmış glikojeni glikoza dönüştürerek kana geçmesini sağlar. Böylece kandaki şeker miktarını artırmış olur. İnsülin yetersiz salındığı zaman kandaki şeker miktarı artar ve şeker hastalığı ortaya çıkar.

5) Eşey bezleri: Erkeklerde testislerde testesteron hormonu üretilir. Bu hormon cinsiyet karakterlerini (sesin kalınlaşması vb.) ve gamet oluşmasını sağlar. Dişilerde östrojen ve progestoron hormonu üretilir. Östrojende dişi cinsiyet karakterlerinin oluşmasını sağlar.

Pankreas,Pankreas İltihabı

Pankreas

Karnın arka bölgesinde, omurganın önünde ve kendini hemen tümüyle örten midenin arkasında yer alır. Hem dış salgı, hem de iç salgı işlevi vardır. Dış salgı dokusu, organın büyük bir bölümünü oluşturur ve onikiparmakbağırsağına dökülen pankreas sıvısını salgılar. İç salgı bölümü ise, çapları yaklaşık 0,2mm olan küçük hücre adacıklarından oluşur. Bunlar yaygın olarak dağılmış olmakla birlikte özellikle organın kuyruk bölümünde yoğundur; farklı hormonlar salgılayan çeşitli hücre tiplerini içerir. Pankreasın iç salgı dokularından salgılanan insülin ve glükogan, şeker metabolizmasında son derecede önem taşır. İnsülin, karaciğer ve kaslardaki glikojen bireşimini ve hücrelerin glikoz kullanımını arttırarak ve proteinlerden glikoz yapımını engelleyerek, kandaki şeker düzeyini düşürür. Ayrıca, yağ metabolizmasında DNA ve RNA bireşimini ve aminoasitlerin kullanımını arttırarak ve proteinlerin kullanımını azaltarak, protein metabolizmasında rol oynar. İnsülin salgısı, doğrudan kandaki glikoz düzeyi ile düzenlenir.

Pankreas iltihabı (Pankreatit)

Pankreasta akut ya da kronik gidiş gösteren iltihap halidir. Akut pankreatit, kabakulak iltihabı sırasında ortaya çıkabilir ve mide ağrısı, sindirim bozukluğu, bulantı ve kusmayla kendini gösterir. Yakın ya da uzak enfeksiyon odaklarından gelerek pankreasa yerleşen irin yapıcı mikropların oluşturduğu biçimleri daha ağırdır. Ayrıca, organın kendi kendini sindirmesi olarak da tanımlanacak biçimde, pankreasın salgıladığı sindirim enzimlerinin dönerek pankreasa saldırmaları söz konusudur. Bu saldırının sebepleri henüz tam bir açıklığa kavuşmuş değildir; ama bir varsayıma göre, safrakesesinin ve pankreasın ortaklaşa kullandıkları çıkış kanalını bir safrakesesi taşının tıkaması sonucunda gerçekleşebilir. Bazı olaylar da fazla alkol tüketiminden kaynaklanmaktadır.

Şeker Hastalığı

Şeker hastalığı (Diabetes mellitus)

Şeker hastalığı, en sık rastlanan iç salgı sistemi aksaklıklarından biridir; batı ülkelerinde yaşayanların yüzde birinden daha fazlası bu hastalığı çeker. Diabet olarak da adlandırılan bu hastalığın temel problemi, kandaki şeker düzeyinin yüksek olmasına karşın hücrelerde bu oranın düşmesidir. Pek çok nedenden kaynaklanabilen bu durum, öncelikle atardamarlarda ve kılcal damarlarda etkili olan değişik komplikasyonlarla ortaya çıkar.

Genelde şeker hastalığına yol açabilecek belirgin bir neden yoktur. Kalıtımsallıkla, yaşla, şişmanlıkla veya stresle ilgili olabilir. Bedenin strese karşı gösterdiği tepkilerden biri, böbreküstü bezlerinde aktivite artışıdır ve bu durum kandaki şeker düzeyinin yükselmesine yol açar. Fazla stres şeker hastalığına yol açabilen bir neden değildir, ama gizli bir eğilimin harekete geçmesine pekala yol açabilir. Sebep ne olursa olsun ortaya çıkan sonuç, yüksek bir kan şekeri düzeyi, şekere açlık çeken hücreler, kilo kaybı, aşırı susama, aşırı idrar dışkılama, güç kaybı ve komaya girme olasılığıdır.

Şeker hastalığının tedavisinde ve kontrol altında tutulmasında beslenme biçimi çok önemli rol oynar. Burada amaç, yalnızca bol karbonhidratlı besinlerden kaçınmak değil, aşamalı olarak kana glikoz karışımını önleyebilecek gerçek bir beslenme planı oluşturmaktır. Ama bu beslenme diyeti her hastanın özelliklerine göre oluşturulan, kişiye özgü bir diyet olmalıdır.

Tiroit Bezi

Tiroit Bezi

Tiroit bezi, metabolizma dengesinde çok önemli bir rol oynar. Salgıladığı hormonlardan en önemlileri olan ikisi, bedenimizdeki tüm biyokimyasal işlemlerin düzenliliğini ve devamlılığını sağlar. Problemler, tiroit bezinin çok (hipertiroidizm) ya da az çalışmasından (hipotiroidizm) kaynaklanır, duygusal ve bedensel rahatsızlıklara yol açar.

Tiroit bezinin çok çalışması (Hipertiroidizm)

Gereğinden çok hormon salgılandığında, bu hormonların hücrelerdeki yakılma işlemi de normalde olduğundan daha uzun sürer. Gerçi iştah artar, ama aynı zamanda sürekli hareketlilik, korku ve gerginlik eşliğinde, kilo kaybı görülmeye başlar. Gerginlik ve sinirlilik halinin yatıştırılması için uygulanabilecek etkili bir tedavide, acı ilaçların yanı sıra, kediotu kökü, yulaf, arslankuyruğu ve sarı kantaron gibi yatıştırıcı bitkiler kullanılabilir. Belirtilerin yatıştırılabilmesi için uygulanan bu tedavinin yanı sıra, hormon benzeri maddeler içeren bitkilerin karışımıyla uzun süreli bir tedavi de mutlaka uygulanmalıdır. Aşağıdaki karışım bu tedavide başarıyla kullanılabilir:

Hastalık mutlaka doktor kontrolü gerektirir.

Tiroit bezinin az çalışması (Hipotiroidizm)

Bu hastalık belirtisinde ise tiroit bezinin çok çalışmasının belirtilerinin aksine, genellikle uyuşukluk ve umursamazlığın eşliğinde kilo artışları ve depresyona yatkınlık halleri görülür. Bu durumda rahatlıklar sağlayabilecek bitkiler acı madde içerenler, sinir sistemini güçlendirenler ve orman sarmaşığı gibi bol miktarda iyot içerenlerdir. Hastalık mutlaka doktor kontrolü gerektirir.

Tiroid bezi hastalıkları nelerdir?

Tiroid hastalıkları, tiroid hormonlarının salgılanma düzenindeki bozukluk ve bezin boyutundaki değişikliklerle ortaya çıkar.

Guatr: tiroid bezinin büyümesi anlamına gelir.

Nodul: tiroid bezi içinde oluşan anormal dokulardır.

Tiroidit: tiroid bezinin iltihaplanmasıdır.

Hipertiroidi: tiroid hormonunun normalden çok salgılanması problemidir.

Hipotiroidi: Tiroid hormonlarının az salgılanması durumudur.

Tiroid Kanseri: tiroid bezinin hücrelerinde oluşan kanserdir.

Tiroid bezi hastalıkları en çok kimlerde görülür?

Tiroid hastalığının görülme riski;

  • Yeterli iyot almayanlarda (Bazı durumlarda iyot alımında)
  • Ailesinde tiroid hastalığı olanlarda,
  • Şeker hastalığı olanlarda,
  • Hamilerde ya da yeni doğum yapanlarda,
  • 60 yaş üzeri kadınlarda ve 70 yaş üzeri erkeklerde,
  • Kanser nedeniyle, baş ve boyun bölgesine radyoterapi (ışın tedavisi) uygulananlarda,
  • Lityum, amiodaron ve interferon gibi ilaçları kullananlarda yüksektir.

Tiroid bezi hastalıkları nasıl teşhis edilir?

Hastanın kanındaki serbest T3, serbest T4 ve TSH hormonlarının ölçümü tiroid bezinin çalışması hakkında bilgi verir. T4 ve T3 hormonlarının normal sınırın altında veya üstünde olması tiroid bezinin iyi çalışmadığına işarettir.

Ayrıca anti-TPO antikoru ve anti-Tiroglobulin antikorlarının kanda yüksek çıkması tiroid hastalığının otoimmün bir hastalık olduğunu gösterir.

Tiroid bezinin büyüklüğü ve nodül içerip içermediğini anlamak için tiroid ultrasonu; nodülün sıcak mı, soğuk mu olduğunun anlaşılması için Tiroid sintigrafisi (filmi) kullanılır. Sintigrafi, sadece nodülü olan ve TSH'sı düşük olan hastalara uygulanır. Nodüllerin kanser olup olmadığını anlamak için ise tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılır. Biyopsi sonucuna göre ilaç tedavisi mi yoksa cerrahi mi uygulanacağına karar verilir.

Tiroit Nodulüne Yaklaşım

Tiroit nodülü nedir: Çevre tiroit dokularından farklı ve radyolojik olarak ayrılabilen lezyonlara tiroit nodülu denir.

clip_image001

Muayenede fark edilebilen nodul  %3 ila 7 insanda görülürken, klinik olarak saptanamayan ancak ultrasonografide tespit edilen nodul sıklığı %20 ila 76 arasında değişmektedir.

Nodülün görülme sıklığı yaşla birlikte artış göstermektedir. Günlük yaşantımızda tiroit bezinde bir nodul saptandığında en çok korkulan durum bunun kötü huylu olabileceğinin akla gelmesidir.  Ancak bu lezyonların çoğunun iyi huylu olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Tiroit nodülleri tek veya çok sayıda, sert yapıda veya içi sıvı ile dolu kistik yapıda veya karışık yapıda olabilirler.

Bir tiroit nodulu saptandığında en önemli durum nodulun iyi huylu veya kötü huylu olduğunun tespit edilmesidir. Nodüllerde kötü huylu görülme ihtimali %5’dir. Tek nodullu ya da çok nodul içeren guatrda kanser sıklığı benzerdir. Çocuklarda, radyasyona maruz kalmış kişilerde, ailede tiroit kanseri varlığında mevcut nodulun kötü huylu olma ihtimali artar. Soğuk nodüllerde kötü huylu olma olasılığı %15’lere ulaşırken, sıcak nodüller iyi huylu olarak kabul edilirler ve sıcak nodüllerde habaset oranı %1azdır.

Nodül saptanan bir hastada yapılması gerekli tanısal ișlemler șunlardır:

– Hasta ile konuşma ve fizik muayene

– Tiroit fonksiyon testleri (TSH ve sT4)

– Ultrasonografi

– Tiroit ince iğne aspirasyon biyopsisi (TİİAB) (riskli nodüllere)

– Tiroit sintigrafisi (yalnızca TSH baskılı olanlarda

Nodülün hızlı büyümesi ve ses kısıklığı, nefes darlığı, yutma güçlüğü ve öksürük gibi bası bulguları hikâyesi araștırılmalıdır. Nodül saptanan hastanın yașı ve cinsiyeti önemlidir. Çocukluk veya adölesan dönemde saptanan tiroit nodüllerinin kanser riski 3 ila 4 kat yüksektir. Ayrıca erkek cins ve ileri yaş da risk faktörleridir. Hızlı büyüyen kitle kanseri düşündürmelidir ancak tiroit kanserlerinin çoğunun yıllarca tiroit bezi içerisinde sessiz nodül olarak kaldığı unutulmamalıdır. Büyüme hızı, kitle boyutu ve çevre dokulara yapışması ile ilişkili semptomlar ve kötü huylu olduğunu düşündürür ancak çoğu kötü huylu nodülün hiçbir semptoma yol açmayacağı, hastaların nodül varlığı dışında başka bir bulgu vermediği de akılda tutulmalıdır.

Kanser şüphesi olan her nodulden mutlaka ince iğne aspirasyon biyopsisi denilen biyopsi işleminin yapılması gerekmektedir. Kanser şüphesi olmayan 1cm’den büyük bütün nodüllerden de biyopsi yapılması gerekmektedir. Bu biyopsi genellikle ultrasonografi eşliğinde yapılmaktadır.

Birden fazla nodülü olan hastaların en büyük olan nodülünden ve şüpheli olan nodüllerinin her birisinden iğne biyopsisi yapılmalıdır.

Biyopsi yapılan nodülllerden patoloji sonucuna göre cerrahi tedavi , ilaç tedavisi veya ilaçsız takip seçenekleri ile hasta takip ve tedavi edilmelidir.

 Cerrahi tedavi genellikle biyopsi sonucunda kanser veya şüphesi olan, çevre dokulara baskı nedeniyle hastalarda sorun çıkarana nodüllere, çok büyüyerek kozmetik sorunlara neden olan nodülü olan hastalara önerilir.

Guatr

Guatr (Struma)

Bu hastalıkta, tiroit bezinin büyümesi nedeniyle, boğaz bölgesini çevreleyen bir şişkinlik oluşur. Genellikle tiroit bezinin az veya çok çalışmasından kaynaklanır, ama başlıca nedeni, besinlerden ve sudan yeterince iyot alınamamasıdır. İyot maddesi, bedende öncelikle tiroit hormonlarının üretilmesinde kullanılır, bu yüzden bu önemli maddenin her türlü eksikliği tiroit bezini etkiler. Bu konunun beslenmeyle olan ilişkisi anlaşılıncaya kadar bu belirti, genellikle toprağında ve suyunda çok az iyot olan, örneğin dağlık bölgelerde yaşayan kişilere özgü bir hastalık olarak bilinirdi.

Guatr hastalığına neden olabilen durumlar şunlardır

Diyette iyot eksikliği. İyot tiroid hormonu üretimi için mutlak gerekli olan bir maddedir. Bunun eksikliğinde tiroid bezinde büyüme olur

Graves hastalığı. Tiroid bezine karşı vücut bağışıklık sistemindeki bozukluktan dolayı antikor denen bazı moleküller salgılar. Bu moleküller tiroid bezinde büyümeye ve fazla hormon salgılanmasına neden olur.

Hashimato hastalığı. Buda graves hastalığı gibi bağışıklık sisteminde olan bozukluk neticesinde gelişen bir rahatsızlıktır. Genellikle tiroid bezinde hasar neticesinde tiroid bezi normalin altında bir hormon salgılar. Bunun neticesinde de beyin tarafından tiroid bezini büyüten ve hormon üretimini artıran hormon salınımı(TSH) artar. Bu hormonda tiroid bezini uyararak büyümesine, guatr oluşumuna neden olur.

Multi Nodüler Guatr. Tiroid bezi içinde sıvı ile dolu veya katı kıvamlı yumruların oluşması neticesinde tiroid bezinde büyüme görülür

Katı tek tiroid nodulü. Tiroid bezinin bir tarafında tek bir nodulun oluşması.

Tiroid kanseri.

Hamilelik.  Gebelikte salınan bazı hormonlar (human chorionic gonadotropin (HCG) tiroid bezinde büyümeye neden olabilirler.

İnflamasyonlar. Mikrobik veya mikrobik olmayan inflamasyonlar tiroid bezinde büyümeye veya ağrıya neden olabilirler.

Guatr hastalığı için kimler risk altındadır

  1. Diyette iyot eksikliği olanlar
  2. Kadınlar
  3. Bağışıklık sistemi rahatsızlığı olanlar
  4. İleri yaş
  5. Hamilelik ve menopoz durumu
  6. Kalp ve psikiyatrik ilaç kullanımı
  7. Boyun bölgesine radyasyon uygulanması

Guatr sizde nasıl bir rahatsızlığa neden olur?

Ufak guatrlar herhangi bir fiziksek veya kozmetik soruna neden olmazlar. Büyük guatrlar ise yutma güçlüğüne, nefes almada zorluğa, öksürüğe ve ses kalitesinde değişikliğine neden olabilmektedir. Tiroid hormon üretimindeki azalma ve artmaya bağlı olarak halsizliğe, kuvvet kaybına, çarpıntıya, huzursuzluğa, uyku bozukluklarına neden olabilmektedir.

Guatr mevcut olduğunda hangi testler yapılır?

Doktorunuz sizde tiroid bezinde büyüme fark ettiğinde sizden bazı testlerin yapılmasını isteyecektir. Bu testler tiroid bezinin fonksiyonunu ölçen ve yapısı hakkında bilgi verdirecek olan testlerdir. Bunlar

  1. Tiroid fonksiyon testleri
  2. Tiroid ultrasonografisi
  3. Tiroid sintigrafisi
  4. Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi

Guatr tedavisi nasıl yapılır?

Guatr hastalığında tedavi, hastalığın kişide oluşturduğu rahatsızlıklara göre yapılır.

Gözlem: Herhangi bir rahatsızlığa neden olmayan ve hafif büyümüş guatr tedavi etmeye gerek yoktur.

İlaç: Eğer hormon eksikliği mevcut ise dışarıdan tiroid hormon tedavisi verilir. Eğer fazla hormon üretimi mevcut ise hormonları normal seviyeye getirecek ilaçlar verilir. Tiroid bezinde inflamasyon mevcut ise aspirin veya inflamasyonu azaltan kortikosteroit ilaçları verilebilir.

Ameliyat: Guatr eğer hastalarda belirgin sıkıntılara neden oluyorsa, kansere bağlı guatr gelişimi olmuş ise veya fazla hormon üretimi ilaçlarla kontrol altına alınamayan hastalar da tiroid bezinin bir kısmı ya da tamamı alınarak tedavi edilebilir. Ameliyat olacak hastaların mutlaka tiroid hormon sevileri normal sınırlarda olmalıdır. Bu nedenle bazı hastalar ameliyat öncesi bir süre ilaç tedavisi almaları gerekebilir. Tiroid ameliyatı genel anestezi altında yapılan ve hastaların genellikle bir gün hastanede kalmalarını gerektiren, düşük komplikasyon oranları olan bir ameliyattır. Hastalar ameliyat olduktan sonra çok kısa sürede normal yaşantılarına geri dönebilmektedir.

Radyoaktif iyot tedavisi. Fazla hormon üretimi olan bazı guatr hastalarında ağızdan alınan radyoaktif iyot tiroid hücrelerinde yıkıma neden olur. Bunun neticesinde guatr boyutlarında zamanla küçülme ve hormon üretiminde azalma veya tam kayıp oluşur.

 

Bunların sizin için anlamı nedir?

Guatr tespit edildiği zaman sizde bir huzursuzluk olabilir. Guatr hastalığında kanser olma durumu oldukça düşüktür. Yapılan tedavilerle bu hastalıktan tamamen kurtulmak mümkündür. Ama unutmamalısınız ki tiroid bezinde büyüme fark ettiğinizde mutlaka doktorunuza başvurmayı sakın ihmal etmeyiniz.

Devamı

KOLON-REKTUM HASTALIKLARI

KOLON-REKTUM HASTALIKLARI

Kalın Bağırsak Kanseri Nedir?

Kolon ve rektum, sindirim sisteminin kalın bağırsak denen kısmını oluşturur. Son 20 cm’lik kısmı rektum, buradan ince bağırsaklara kadar olan kısmı ise kolon olarak adlandırılır. Toplam yaklaşık 1,5 m uzunluğundadır. Kolonun rektumla birleştiği yer sigmoid kolondur. Kolonun ince bağırsakla birleştiği yere çekum adı verilir. Kısmen sindirilmiş gıdalar ince bağırsaktan kolona gelir. Kolon su ve mineralleri besinden ayırır, geri kalanı anüsten atılmak üzere depolar.

clip_image002

Kolondan başlayan kansere kolon kanseri, rektumdan başlayan kansere rektal kanser denir. Kolon ve rektum kanserleri bu organların iç yüzeyini örten tabakayı oluşturan hücrelerden gelişir. Sağlık Bakanlığı'nın istatistiklerine göre en sık görülen ilk 5 kanser arasındadır. Her yaşta görülebilmelerine rağmen en sık 50 yaşından sonra gözlenmektedir. Ortalama görülme yaşı 63’dür. Kadın-erkek arasında görüme sıklığı açısından pek bir fark yoktur. Kolorektal kanser kolon ve rektumun dışına çıktığında, kanser hücreleri genelde yakındaki lenf bezlerinde bulunabilir. Kanser hücreleri bu lenf bezlerine ulaşabilirse diğer bezlere, karaciğer ve uzak organlara ulaşabilir.

Kalın Barsak Kanserinde Tanı

Diğer kanserlerde olduğu gibi kolon kanserleri de iyice büyüyene kadar belirti vermezler. Bu nedenle amaç, daha kanserde belirti yokken tümörü ortaya koymak olmalıdır. Belirtiler gelişmeden önce bir kişinin kanser için taranması poliplerin ve kanserin erken tanınmasında yardımcı olur. Poliplerin erkenden tanınıp çıkartılması, kolorektal kanseri önleyebilir. Erken tanı konulduğunda, kolorektal kanserin tedavisi daha etkin olabilir.  Bu nedenle, 50 yaş üstündeki kişiler izlenmeli ve kolorektal kanser için artmış riski olan kişiler daha erken tarama programına alınmalıdır.

Erken tanıda kullanılan tarama testleri şunlardır:

Dışkıda gizli kan testi: Kanserler ve polipler kanadığından bu test ile dışkıda az miktarda kanı saptamak mümkündür. Ancak hemoroid gibi kanser dışı kanama nedenleri de bu testte pozitifliğe yol açabilir.

Sigmoidoskopi: Rektum ve sigmoid kolon denen bağırsağın son 60 cm’lik kısmı görüntülenir. Polip tespit edilirse polipektomi denilen bir işlemle çıkartılmasına olanak sağlar.

Kolonoskopi: Tüm kolonun iç duvarı görüntülenir, varsa polipler çıkartılabilir.

Rektumun parmakla muayenesi: Doktor vazelinle kayganlaştırarak eldivenli parmağı ile rektumu muayene eder.

Çift kontrastlı baryumlu kolon grafisi: Makattan beyaz opak madde verildikten sonra çekilen filmlerle tümörü göstermeyi sağlar. Büyük tümörleri göstermede faydalıdır ancak kolonoskopi kadar güvenilir değildir.

Kolon Kanseri İçin Risk Faktörleri

Kolorektal kanserin kesin sebebi bilinmemektedir. Kolorektal kanser için bazı risk faktörleri vardır:

Yaş: Kolorektal kanser, genelde yaşlılarda görülür. Hastaların %90’ı 50 yaşından sonra tanı alır. Ortalama yaş 60’lı yaşlardır.

Polipler: Polip iyi huylu bir tümördür. Kolon veya rektumun iç duvarından kaynaklanırlar. 50 yaşın üzerindeki insanlarda yaygındır.

clip_image002

Bazı polipler (adenomlar) kanserleşebilir. Bu durumda, kanserleşme riski nedeniyle polip çıkartılmalı ve düzenli aralıklara kontrol edilmelidir. Poliplerin erken tanısı ve

alınması, kolorektal kanser riskini azaltır.

Ailede kolorektal kanser öyküsü: Bir kişinin yakın akrabalarında (anne, baba, kız veya erkek kardeş, çocuklar) kolorektal kanser öyküsü varsa bu hastalığa özellikle daha genç yaşta yakalanma riski artar.

Genetik bozukluklar: Belli genlerdeki değişiklikler kolorektal kanser riskini arttırır. Herediter nonpolipozis kolon kanser (HNPCC) kalıtımsal (genetik) kolorektal kanserin en yaygın tipidir. Tüm kolorektal kanser vakalarının %2’sini oluşturur. HNPCC genindeki değişiklikler nedeniyle olur. Değişmiş HNPCC genli hastaların %75’inde kolorektal kanser gelişir, kanserin ortalama tanı yaşı 44’dür.

Familyal adenomatöz polipozis (FAP) kolon ve rektumda kalıtımsal poliplerle karakterize nadir bir durumudur. APC adında özel bir gendeki değişiklikler sonucu olur. Tedavisi kalın bağırsağın tamamının çıkarılmasıdır. FAP tedavi edilmez ise 40 yaş civarında kolorektal kanser gelişir. FAP tüm kolorektal kanser vakalarının %1’den azını oluşturur.

Daha önceden kolorektal kanser geçirmiş olmak: Kolorektal kanser öyküsü olan bir kişide tekrar kolorektal kanser gelişebilir. Yumurtalık, rahim ve meme kanseri öyküsü olan kadınlarda kolorektal kanser riski artmıştır.

Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı: Bağırsakta adı geçen iltihabi hastalığı olanlarda kolorektal kanser riski artmıştır. Bu kişilerde normal topluma göre 10 kat artmış risk mevcuttur.

Diyet: Hayvansal yağdan zengin, kalsiyum, folat ve liften fakir diyetle beslenenlerde kolorektal kanser riski artmıştır. Meyve ve sebzeden fakir beslenmek de riski artırır.

Sigara: Sigara içen hastalarda polip ve kolorektal kanser riski artmıştır.

Kalın Barsak Kanserinde Evreleme

Biyopside kanser tespit edilirse doktor en iyi tedaviyi planlamak için hastalığın yayılımını (evresini) bilmek zorundadır. Evreleme tümörün yakın dokulara ve vücudun diğer bölgelerine yayılma derecesine göre yapılır.

Evreleme için aşağıdaki tetkikler yapılır:

Kan testleri: Kanda karsinoembriyonik antijen (CEA) ve diğer maddeler araştırılır. Kolorektal kanserli bazı hastalarda ve kanser dışı bazı durumlarda CEA düzeyleri yükselebilir.

Kolonoskopi: Tanıda kolonoskopi yapılmadıysa tüm kolon ve rektum kolonoskopiyle incelenir.

Endorektal ultrason: Bir ultrason probu rektum içine yerleştirilir. Prob insanların duyamayacakları ses dalgaları yayar. Rektum ve çevre dokular bu ses dalgalarının yansımasını görüntüye dönüştüren bilgisayar tarafından görüntülenir, tümörün rektumda derinliği, lenf nodları ve yakın dokulara yayılımı hakkında bilgi verir.

Göğüs radyografisi: Kanserin akciğerlere yayılımını gösterir.

Bilgisayarlı tomografi (BT): Karaciğer, akciğer ve vücudun diğer bölgeleri görüntülenir.

Doktor evreleme için gerekirse başka tetkiklere de başvurabilir (MRI gibi). Bazen evreleme cerrahiyle tümör çıkartılıncaya kadar tamamlanamaz.

Doktorlar kolorektal kanser evrelerini aşağıdaki gibi tanımlarlar:

Evre 0: Kanser sadece kolon ya da rektumun en iç duvarındadır. (karsinoma in situ olarak da adlandırılır)

Evre I: Kanser kolonun veya rektumun daha iç duvarından gelişir. Tümör kolonun daha dış duvarına ulaşmaz, kolon dışına yayılmaz. (Dukes A evre I kolorektal kanserin diğer ismidir.)

Evre II: Tümör kolon veya rektumun daha derin duvarına yayılmıştır ancak kanser hücreleri lenf nodlarına yayılmamıştır. (Dukes B olarak da adlandırılır)

Evre III: Kanser yakın lenf nodlarına yayılmış ancak vücudun diğer bölgelerine yayılmamıştır. (Dukes C diğer ismidir)

Evre IV: Kanser akciğer ve karaciğer gibi vücudun diğer bölgelerine yayılmıştır. (Dukes D diğer ismidir.)

Kolon Kanserinden Korunma ve Belirtileri

Kalın bağırsak kanserlerinden korunmada tarama yöntemlerinin yanı sıra riski azaltıcı bazı basamaklar da mevcuttur. Örneğin fiziksel egzersiz, aşırı kilolardan kurtulmak, sigara ve alkol kullanmamak, yüksek lifli, düşük yağ içerikli gıdaları tüketmek bunlardan birkaçıdır.

Belirtiler

Bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler

İshal, kabızlık, bağırsakta tam boşalmama hissi

Dışkıda kan (parlak ya da koyu kırmızı)

Normalde olduğundan daha ince dışkılama

Genel abdominal rahatsızlık ( gaz, kramplar, şişkinlik)

Bilinen bir neden olmaksızın kilo kaybı

Sürekli yorgunluk

Bulantı ,kusma

clip_image002

Rektum tarafında yani makata yakın kısımdaki tümörlerde en sık bulgu, dışkıya kan bulaşmasıdır. Burada dikkat edilecek durumlardan birisi hemoroid denen hastalıkta da dışkıda kan gözlenir ve kişi bu durumu karıştırarak teşhis ve tedaviyi geciktirebilir. Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, dışkı çapının incelmesi, kabızlık, dışkılama sonrası tam boşalamama, karında şişkinlik gözlenen diğer bulgulardır. Bu bulgulardan şüphelendiğinizde doktora başvurmalısınız. Geç dönemde kalın bağırsak kanserlerinin istenmeyen durumlarından biri barsağın tam tıkanmasıdır. Bundan başka oluşabilecek durumlar arasında büyük damarın duvarının yıkılması sonucu ciddi kanamalar, tümörün bağırsak duvarını delmesi, buna bağlı kalın bağırsaktaki mikropların karın zarına yayılması, karın boşluğunda sıvı toplanması şeklindedir.

Çoğunlukla bu belirtiler kansere bağlı değildir. Diğer başka sağlık problemleri bu belirtilere yol açabilir. Ancak bunlardan herhangi birine sahip kişilerin, erken tanı ve tedavi için doktora başvurması önerilir. Genelde kanserin erken dönemlerinde ağrı olmaz. Ağrı olmasını beklemeden doktora başvurmak kanserin erken tanısında önemlidir.

Kolon Kanserde Tedavi

Kalın bağırsak kanserlerinin tedavisinde cerrahi, radyasyon ve kemoterapi başlıca kullanılan tedavi yöntemleridir. Tedavi, tümörün yerleşim yeri ve evresine göre değişmektedir. Tedaviye başlamadan önce hastalar hastalığın evresini, tedavi seçeneklerini, tedavi yan etkilerini, tedavinin normal yaşamları üzerindeki olumsuz etkilerini, tedavinin maliyeti ve kendisi için uygun olabilecek yeni klinik çalışmaların varlığını sorgulayabilir.

 

Cerrahi: Cerrahi tedavi, kanserin tedavisinde ana basamağı oluşturur. Ama bunun için kanser uzak organlara (karaciğer, akciğer, beyin, kemik vb.) yayılmamış olmalıdır. Cerrahi yöntemde tümörlü kısım etraftaki sağlam dokuyla beraber çıkartılır. Bunun yanında bağırsağı vücuda bağlayan mezenter denilen doku ve lenf bezleri de çıkartılır. Rektum kanserlerinde tümör kalın bağırsağın sol tarafının bir kısmı ile birlikte alınır ve iki uç birbirine birleştirilir. Birleştirmenin mümkün olmadığı durumlarda cerrah, sağlam bağırsağın ucunu karın duvarına ağızlaştırır, diğer ucu kapatır. Buna kolostomi denir. Özel kolostomi torbaları vasıtasıyla dışkı dışarı alınır. Çoğu hastada bu durum geçicidir, cerrahi sonrası kolon veya rektum iyileşmesi tamamlanınca kapatılır. Rektum alt bölgelerinde makata çok yakın kısımlarda tümörü olan hastalarda kolostomi kalıcı olabilir. Son yıllarda özellikle karaciğere ve akciğere yayılan bağırsak tümörlerinde o bölgedeki tümörü tamamen çıkartıldığı durumlarda da artık cerrahi tedavi uygulanmakta ve sonuçlar çok yüz güldürücü olmaktadır.

clip_image002

Kemoterapi: Kemoterapi, kanser hücrelerini öldürmek için antikanser ilaçları kullanmaktır. Sistemik tedavi olarak adlandırılır, çünkü ilaçlar kan dolaşımına geçerek vücuttaki kanser hücrelerini öldürür. Kolon kanserinin bazı evrelerinde ve vücudun başka yerine sıçramış olduğu durumlarda sıklıkla kullanılan bir tedavidir. Antikanser ilaçlar ağız ya da damar yoluyla verilebilir. Hastalar hastanede ayaktan hasta olarak nadiren de yatarak bu tedavileri alabilirler. Hastalar kemoterapiyi tek başına ya da, cerrahi, radyoterapi ile kombine olarak alabilirler. Cerrahi öncesi verilen kemoterapiye neoadjuvant kemoterapi denir, cerrahi öncesi büyük tümörlerin küçülmesi amaçlanır. Cerrahi sonrası verilen kemoterapiye adjuvant kemoterapi denir ve cerrahi sonrası kalan kanser hücrelerini yok etmek, kanserin kolon rektum ya da vücudun başka bir bölgede tekrarlamasını önlemek amaçlanır. Kemoterapi ilerlemiş hastalığı olan kişilere de uygulanabilir.

Radyasyon Tedavisi: Radyoterapi olarak da adlandırılır. İyonize radyasyonla tümör hücrelerinin tahribatına yol açan lokal bir tedavidir. Tedavi edilen alandaki kanser hücrelerini yüksek enerjili ışınlarla öldürmek amaçlanır. Radyoterapi, ameliyat öncesinde tümörün küçültülmesi amacıyla veya ameliyat sonrası nüksleri önlemek için kemoterapi ile beraber verilebilir. Radyoterapi genellikle rektum kanserlerinde ve bunların bazı evrelerinde kullanılmaktadır.

Yan Etkiler

Kanser tedavisinin yan etkileri

Tedavi sağlıklı hücre ve dokuları da etkilediği için istenmeyen yan etkiler yaygındır. Tedavi şekline göre yan etkiler değişmektedir.

Cerrahi sonrası iyileşme zaman alır, bu sırada ağrı ve rahatsızlık hissi olabilir. Ağrı kesiciler kullanılabilir. Cerrahiye bağlı diğer yan etkiler olarak; halsizlik, yorgunluk, kabızlık ya da ishal, kanama, infeksiyon gibi acil tıbbi tedavi gerektiren durumlar ve kolostomi sonrası ciltte irritasyon sayılabilir.

Kemoterapinin yan etkileri, uygulanan ilacın tipine ve dozuna bağlı olarak değişmektedir. Genelde antikanser ilaçlar hızlı çoğalan hücreleri etkiler. En çok etkilenen hücreler kan hücreleridir. Bu hücreler enfeksiyonla savaşır, kan pıhtılaşması yapar ve vücuttaki dokulara oksijen taşırlar. İlaçlar kan hücrelerini etkilediğinde hastaların enfeksiyon ve kanamaya eğilimleri artar, kendilerini halsiz ve yorgun hissederler. Saç kökü hücreleri etkilendiğinde saç dökülmesi olur. Saçlar tekrar çıkar ancak farklı renk ve yapıda olabilir. Sindirim sisteminde iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, ağız ve dudak yaralarına yol açabilir. Bu yan etkilerin çoğu ilaçlarla kontrol edilebilir. Radyasyon tedavisinin yan etkileri verilen radyasyon miktarı ve tedavi edilen bölgeye göre değişmektedir. Karın bölgesine verilen radyoterapi; bulantı, kusma, ishal, kanlı dışkılama, dışkı kaçırmaya yol açabilir. Ayrıca ciltte kızarma, kuruma ve halsizlik ve yorgunluk olabilir.

Tarama

Risk gruplarına girmeyen hastalara 50 yaşından başlayarak gaitada gizli kan taraması, 50 yaşın üzerinde ise en azından 5 yılda bir sigmoidoskopi, 10 yılda bir kolonoskopi önerilmektedir. Risk grubunda olan hastalardan, daha önce polip çıkarılmış olan hastalar bu işlemden sonra 1-3 yıl içinde tekrar kolonoskopi yaptırmalıdır. Anne baba gibi yakın akrabalarında kalın bağırsak kanseri tanısı konmuş olanlar, 40 yaşından önce veya akrabasına tanı konulduğu yaştan en geç 8-10 yıl önce taramayı başlatmalıdır. Kalıtsal non-polipozis kolorektal kanser için genetik test yaptırılmalıdır. Ailesel adenomatoz polipozis (FAP) olarak adlandırılan hastalık olan kişiler genetik danışmanlık almalı ve 10-15 yaşından itibaren kolonoskopi ile takip edilmelidir. Meme, kadın genital organ kanseri olan kişiler 40 yaşından sonra, ülseratif koliti olan kişiler ise tanı aldıktan sonra periyodik olarak kolonoskopi yaptırmalıdır.

Ulusal kanser tarama programına göre kadın ve erkeklerde uygulanacak tarama; 50-70 yaş arası 2 yılda bir gaitada gizli kan testi ve 10 yılda bir kolonoskopi yapılmalıdır.

Hemoroid-Basur Nedir?Sebepleri ve Belirtileri Nelerdir?

Hemoroid-Basur-Mayasıl Nedir?

Makat (anüs) kalın bağırsağın son 4 santimetrelik kısmıdır. Bu kısımda kalın bağırsak duvarının iç tabakası altında kılcal damar ağlarından oluşan yastıkcık yapıları bulunur. Bunlara hemoroid denir. Yani hemoroid herkeste vardır. Bunların şişip iltihaplanıp dışarı doğru sarkmasına basur hastalığı (hemoroidal hastalık) denir. Anüs giriminden 2 santimetre içeride, bağırsak duvarı iç kat örtü tabakasıyla - anüs dış deri örtü tabakası arasında bir geçiş halkası (dentate line) vardır. Bu halka seviyesinin üst kısmından sarkan yastıkcıklara iç hemoroid, alt kısmından sarkanlara ise dış hemoroid denir. Sürekli kabızlık olanlarda, çok ıkınarak zorlu dışkılama yapanlarda, hamilelerde ve 50 yaşın üzerindeki kişilerde sık görülür.

SEBEPLERİ

  • Sürekli kabızlık veya ishal
  • Zorlu dışkılama, fazla ıkınma
  • Uzun süre tuvalette kalma
  • Şişmanlık
  • Gebelik
  • Anal seks

BELİRTİLERİ

  • Anüs kenarında hissedilen şişlik, hassasiyet ve bazen ağrı
  • Anal bölgede rahatsızlık hissi (irritasyon) ve kaşıntı
  • Dışkılama sırasında veya sonrasında farkedilen ağrısız kanama

İç hemoroidler aslında fazla bir rahatsızlığa yol açmazlar. Fakat ıkınma sırasında hemoroidlerin hassas yüzey tabakası kanayabilir. Bazen aşırı ıkınmayla iç hemoroidler de anal girimden dışarı sarkarak makatta kaşıntı ve irritasyona sebep olabilirler. Dış hemoroidler anüs çevresindeki derinin altında yer alan şişliklerdir. Kaşıntı ve kanamaya sebep olabilir.

Hemoroid Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Hemoroid Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Hemoroid ameliyatı için hastanın ameliyat gününden önceki akşam ishal yapıcı şurup içip bağırsaklarını boşaltması tavsiye edilir. Bu ameliyat sırasında doktora, ameliyat sonrasında ise hastaya kolaylık sağlar. Ameliyat öncesi en az 5-6 saat açlık gerekir. Ameliyat için genellikle tercih edilen anestezi türü belden iğne yapılarak belden aşağısının uyuşturulması (spinal anestezi) yöntemidir. En çok ağrı şikayeti hissedilebilecekdönem ameliyat ve ameliyattan sonraki ilk birkaç saattir. Spinal anestezi ile bu 3-4 saatlik dönem ağrsız, oldukça rahat bir şekilde atlatılır. Ameliyatta sarkan fazla yastıkcık (hemoroid) yapıları kesilir ve meydana gelen açıklıklar dikilerek makat halkasının bütünlüğü yeniden oluşturulur. Ameliyat sonrası gerekirse -birkaç saat sonra çekilmek üzere- kanala vazelinli tampon konularak ameliyat tamamlanır. Aynı işlem LİGASURE isimli bir cihazla da yapılabilir. Bu cihaz kesme, yakma ve birleştirme işlemlerini aynı anda yapabilir. Ligasure dikişsiz, kansız ve daha hızlı bir ameliyat imkanı sağlar. Ayrıca ameliyat sonrası ağrı, kanama gibi sorunlar açısından da daha konforludur. Ne kadar doku çıkartılacağı cerrahın gözeteceği bir ayar meselesidir. Sarkmış olan bağırsak iç tabakasından az bir miktar çıkartılırsa hastalığın tekrarlama ihtimali artar. Çok fazla doku çıkartılıp makat kanal örtüsü düm düz yapılmaya çalışılırsa da ilerde makat darlığı gelişme ihtimali artar. Cerrah, kesilip dikilen yerlerde yara iyileşirken büzüşme ve nasırlaşma olacağı hesaba katmalı, hasta da beklentilerini buna göre ayarlamalıdır. Özetle; ameliyatta makat kanal örtüsünde (mukozada) nispeten salim yerler bırakılarak şişliklerin çoğu alınır. Aralarda hafif şiş görünümde olsa dahi dokunulmamış, esnekliği sağlamaya devam edecek kanal örtü köprüleri özellikle bırakılır.

Ameliyat Dışı Müdahaleler Nelerdir?

Ameliyat Dışı Müdahaleler Nelerdir?

LASTİK BANTLA BOĞMA (LASTİK BAND LİGASYON)

İç hemoroidlerin köküne vakumlu bir alet yardımıyla ince minik lastik halkalar oturtularak şişmiş yastıkcığın kan dolaşımı boğulur, engellenir. Yastıkcık yapısı bir hafta içinde kurur ve kendiliğinden düşer. Nadir de olsa kanamaya ve ağrıya yol açabilir. Orta dereceli iç hemoroidlerde etkilidir. Makat kanalının çıkıma yakın son 2 santimetrelik kısmı ağrıya çok duyarlıdır. Dış hemoroidlere lastik bantla boğma yöntemi uygulanamaz.

NASIRLAŞTIRICI (SKLEROZAN) MADDE ENJEKSİYONU

Yastıkcık yapısı içindeki damarları büzerek etki eder. Etkinliği sınırlıdır.

KIZILÖTESİ IŞIN İLE YAKMA (INFRARED FOTOKOAGULASYON)

Yastıkcık yapılarının kökü ışınla yakılır. Kan dolaşımı bozularak şişliğin kurutulması amaçlanır. Basit, kısa ve kolay bir işlemdir. 2-3 haftalık aralarla birkaç seans halinde uygulanması gerekir. Kırk yılı aşkın süredir bilinen bir yöntemdir. Hafif ve orta dereceli hemoroidlerin bir kısmında fayda sağlar. İlerlemiş; 3. 4. derece hemoroidlerin tedavisinde yeri yoktur. İşlem sonrası uzun vadede hastalığın tekrarlama oranı yüksektir. Teknik açıdan öyle olmamasına rağmen sanki bir "Lazer" uygulamasıymış gibi sunularak pazarlanması yaygındır. Medya ve internet "lazerle hemoroid tedavisi" "hemoroide ameliyatsız çare" gibi ifadelerle doludur.

Apandisit Nedir?Belirti ve Bulguları Nelerdir?

APANDİSİT NEDİR?

Apandis (appendix vermiformis) karın sağ alt kadranda, kalın bağırsak başlangıç kısmında, kör bağırsağın ucunda parmak şeklinde bir organdır. Uzunluğu genellikle 6-9 cm arasındadır. Vücuttaki görevi tam olarak aydınlatılmamış olmakla birlikte bağışıklık sistemiyle ilgili bazı maddeler salgıladığı bilinmektedir. Alınması durumunda herhangi bir fonksiyon kaybı görülmemektedir. Apandisit; apandisin iltihabı demektir. Çoğu zaman bu parmaksı organın kökünde oluşan tıkanmaya bağlı olarak meydana gelir. Tüm yaşlarda görülebilmesine karşın en sık 10-30 yaşlar arasında görülür.

APANDİSİTİN BELİRTİ VE BULGULARI NELERDİR?

Şikayetler SON BİR veya BİRKAÇ GÜN içerisinde ortaya çıkmıştır; KARIN AĞRISI en önemli yakınmadır. GÖBEK ÇEVRESİNDE yavaş yavaş başlar. Başlangıçta künt vasıfta belli belirsiz bir ağrı şeklindedir. İlk saatlerde ağrının neye benzediği tam olarak tarif edilemez. SAATLER SONRA ağrı göç eder. Göbek çevresinden kaybolur ve KARIN SAĞ ALT TARAFA YERLEŞİR. Ağrı hareketle, öksürmekle, gülmekle, SARSILMAKLA şiddetlenir. Sonuçta hiç ara vermeyen, SABİT ve sürekli BİR AĞRI halini alır.

-Ağrının özellikleri ağrı kesici alanlarda, şeker hastalarında, çocuklarda ve yaşlılarda burada tarif edilen tipik biçiminden farklı olabilir.

-Doktora başvurmakta geciken hastaların bir kısmında apandisit patlaması olabilir. Bu durumda ağrı birkaç saatliğine rahatlar. Ama daha sonra ATEŞ ile birlikte daha yaygın olarak geri döner. İŞTAHSIZLIK (Hastaların %90'ından fazlasında görülür. Hastalar aç oldukları halde en çok sevdikleri yemeği bile yemek istemezler.) BULANTI, bazen kusma (Genellikle ağrı başladıktan saatler sonra ortaya çıkar) MUAYENEDE Hastalar bacaklarını karınlarına doğru çekerek hareketsiz yatmayı tercih ederler. Karın sağ alt kısma HAFİFÇE BASTIRMAKLA şiddetli ağrı (HASSASİYET) olur.

-Muayene sırasında «göbek deliğinden - leğen kemiği sağ yan ön çıkıntısına uzanan hayali bir çizgi» düşünülür. Apandisitte en hassas bölge genellikle bu çizginin dış yarısı civarında yer alan alandır. Bu alana 5-10 saniye derince bastırıldıktan sonra EL ANSIZIN geri ÇEKİLİRSE karın içinde elektrik çarpıyormuş gibi keskin, şiddetli bir ağrı hissedilebilir. Buna REBAUND denir. Bu ağrı bazen hastayı yattığı yerden zıplatacak derecede şiddetli olabilir. Karın sağ alt kadranda bu bulgunun varlığı apandisit teşhisi için oldukça önemlidir.

Klasik Açık Apandisit Ameliyatı Nasıl Yapılır?

KLASİK AÇIK APANDİSİT AMELİYATI NASIL YAPILIR?

Ameliyat genel anesteziyle veya belden iğneyle belden aşağısı uyuşturularak (spinal anestezi altında) yapılabilir. Ameliyat süresi genellikle 20-30 dakika arasındadır. Hastanede bir gün yatış gerekir. Sıklıkla karın sağ alt kadranda 2-3 santimetrelik bir kesi yeterlidir. Çok nadir olarak teşhisin pek net olmadığı durumlarda göbek alt kısmında orta hat kesisi de kullanılabilir. Ameliyatta karında sağ alt kadranda kalın bağısağın başlangıcındaki kör bağırsağın ucunda parmak biçiminde uzanan apandis bulunur. Damarı ve kökü bağlanarak apandis çıkartılır. Apandisit tanısıyla ameliyata alınan hastaların % 10-15 kadarında apandis normal çıkar. Bu durum apandisiti taklit eden hastalıklardan ve apandisitin tanı zorluğundan kaynaklanır. Hatta acil bir tabloda, riskli gidişat karşısında hasta yararına tedbirli davranmanın da bir gereğidir. Hata, komplikasyon veya malpraktis olarak değerlendirilmez. Bu oran tıbbi bilimsel referanslarca olağan kabul edilir. Apandisiti taklid eden hastalıklardan bazıları; iltihabi barsak hastalıkları, divertikülit, bazı bağırsak tümörleri, mide bağırsak delinmeleri, ayrıca kadınlarda yumurtalık kistleri yumurtalık iltihapları ve dış gebeliktir. Bu nedenlerle ameliyat sırasında ek bir müdahale icap ederse cerrahın kendisi veya ilgili bölüm uzmanı tarafından aynı seansta ek müdahale gerçekleştirilir.

Kapalı Apandisit Ameliyatı Nasıl Yapılır?

KAPALI APANDİSİT AMELİYATI NASIL YAPILIR?

Kapalı apandisit ameliyatı genel anestezi altında yapılır. Ameliyat yarım saat kadar sürer. Hastanede bir gün yatış gerekir. Hasta tümüyle uyuduğu için ameliyat işlemlerini farketmez ve hatırlamaz. Ameliyat karın duvarına açılan küçük deliklerden sokulan çubuklarla yapılır.

Önce göbekten küçük bir boru sokularak karın boşluğu yaklaşık 4 litre gazla şişirilir. Bu şişme karın duvarını yükseltir ve cerrahi aletlere hareket alanı sağlar. Sonra göbekteki boru içinden gönderilen çubuk biçimindeki bir kamerayla içerinin görünümü televizyon ekranına yansıtılır. Kamera görüntüyü istenilen açıdan ve büyüterek yansıtır. İki adet daha küçük boru girilir. Cerrah buralardan sokulan çubuk biçimindeki aletlerle işlemleri ekrandan takip ederek ameliyatı yapar. Aynen açık ameliyatta olduğu gibi apandis damarı ve kökü bağlanıp ayrılarak apandis çıkartılır. İşlem yarım saat civarında sürer. Karın içindeki gaz boşaltılıp, minik kesiler gizli dikişlerle yaklaştırılarak ameliyat tamamlanır. Ameliyatın özellikleri; yara, konfor, yatış süresi açısından açık ameliyatla benzerdir. Maliyeti açık ameliyattan yüksektir. Özellikle tanı güçlüğü çekilen veya beraberinde başka karın içi problemleri olan hastalarda, doğurganlık çağındaki kadın hastalarda ve obez hastalarda açık ameliyata göre daha avantajlıdır.

Kolon ve Rektum Ameliyatında Robotik Sistem
Ameliyatlarda-robot-cerrah-isbirligi-b1167a070c6a44fb8086db122ff1b2a4

KOLON VE REKTUM AMELİYATINDA ROBOTİK SİSTEM

Robotik SisteminFaydaları:

  • Açık ameliyatın ve laparoskopik ameliyatın avantajlarını bir araya getirmesi
  • Mükemmel kanser kontrolü
  • Daha az kan kaybı ve transfüzyonlar
  • Düşük infeksiyon ve komplikasyon riski
  • Barsakların erkenden çalışmaya başlaması
  • Daha erken ağızdan gıda alabilmeye başlanması
  • Daha az ağrı
  • Daha kısa süre hastanede kalış
  • Daha hızlı iyileşme ve normal etkinliklere dönüş
  • Daha iyi kozmetik sonuç (Küçük kesiler ve daha az iz)

Hangi Hastalıklarda Kullanılabilir?

  • Kalın barsak kanseri
  • Rektum kanseri
  • Divertikülit
  • İltihabi barsak hastalıkları (Crohn hastalığı, kolitis ülseroza)
  • Rektum prolapsusunda (rektum sarkmasında) Rektopeksi

Robotik Cerrahi Sırasında Bazen Laparoskopik veya Açık Yönteme Dönülmesinin Nedenleri

  • Eski ameliyatlara bağlı yoğun yapışıklık
  • Organların görülememesi
  • Kanama
  • Büyük tümörler
  • Cihazla ilgili sorunlar

Eskiden klasik açık ameliyatta kalın barsak ve rektum kanserinin tedavisi için büyük bir kesi, bunun sonucu olarak uzun bir iyileşme süreci, ağrı ve bir dizi komplikasyonlar görülüyordu.
Laparoskopik cerrahi bu alana büyük kolaylıklar getirdi fakat yöntemde kullanılan aletlerin sınırlılığı her hastada bu minimal invaziv yolun seçilebilmesini önlüyordu. Laparoskopik kolorektal cerrahide yüksek açığa dönüş oranları görülüyordu. Rektum cerrahisinde pelvis bölgesi denilen leğen kemiğinin iç kısmında çalışıldığından rahat bükülemeyen laparoskopik aletleri burada kullanmak güçlük taşıyordu. Robotik yardım bu sorunu giderdi. Ayrıca üç boyutlu görüntü anatomik oluşumları çok iyi ortaya koyduğundan işi daha kolaylaştırdı.

Devamı

BÖBREK NAKLİ

BÖBREK NAKLİ

Böbrek Nakli

BÖBREK NAKLİ

Günümüzde böbrek yetmezliğinin en başarılı tedavi yöntemi böbrek naklidir. Böbrek nakli canlı veya kadavra donörlerden (vericilerden) yapılır. Gerek canlı vericiden, gerekse kadavradan yapılan başarılı böbrek nakillerinde diyaliz tedavilerinde olduğu gibi böbrek fonksiyonlarından bazıları değil, tamamı yerine getirilir ve hastaların yaşam kalitesi artar. Tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de sağlık bakanlığı ilk aşama tedavisi olarak hastalara böbrek nakli konusunda bilgi verilmesini ve her hastanın bir organ nakli merkezinde kaydının bulunmasını gerekli görmektedir.

Ülkemizde 60 bini aşkın böbrek yetmezliği hastası vardır ve bu hastaların yarısı kadavra bekleme listesinde beklemektedir. Bu hastaların her yıl ancak % 3 ’üne böbrek nakli yapılmaktadır. Nakil sayısının bu kadar düşük olmasının en önemli nedeni, verici bulmaktaki zorluklarla birlikte nakil merkezlerinin yetersizliğidir.Türk Nefroloji Derneğinin verilerine göre Türkiye’de yapılan böbrek nakillerinin yaklaşık 1/3’ü kadavra kaynaklıdır. Kadavra kaynaklı böbrek nakli oranı Batı ülkelerinde yaklaşık % 80’dir. Bunun nedeni ülkemizde organ bağışlarının henüz istenilen seviyeye ulaşamamasıdır.

Böbrek naklinde önemli olan bir böbreğin yerleştirilmesi değil, nakledilen böbreğin uzun yıllar boyunca çalışmasını sağlamaktır. Canlıdan böbrek nakli sonrası böbreğin kadavra nakilde olduğundan çok daha uzun süre çalışmasını sağlamak mümkündür. Bunun en önemli sebebi kadavradan nakilin aksine canlıdan böbrek naklinde sağlıklı olduğu önceden detayla tetkik edilmiş olan bir böbrek nakledilir. Alıcı ve vericinin önceden iyice tetkik edilerek en iyi sağlık durumunda kontrollü bir şekilde ameliyat olmasının da başarıya katkısı vardır.

Canlıdan böbrek nakli sonrası birinci yıla gelindiğinde hastaların %95’i sağlıklı ve diyalizden uzak yaşamını sürdürür. Kadavra böbrek nakli sonrası bu oranlar %80-85 düzeylerindedir. Canlı böbrek nakli sonrası hastaların yarısı 25 yıla sağlıklı girerken kadavra böbrek nakilli hastaların yarısı 10 yıla diyalizden uzak ve sağlıklı girer.

Nakil olan hastaların %80'i eski işlerini sürdürmektedir. Nakil olan özellikle genç hastalar çalışabilmekte, evlenebilmekte ve çocuk (hem kadın hem de erkek hastalar) sahibi olabilmektedir. Hastanın yaşam ömrü ortalama üç kat uzamaktadır.

Ameliyat sırasında nakledilen böbrek kasığın hemen üzerine, sağ veya sol tarafa yerleştirilir. Cerrahi ekip yeni böbreği karnınızın alt bölgesine yerleştirecektir, bu işlem sırasında böbreğe giden atar ve toplardamarın da uygun şekilde vücuttaki atar ve toplardamara birleştirilmesi gerekmektedir. İdrar borusu ise mesaneye ağızlaştırılır. Böylece kanınız yeni takılan böbreğe ulaşacak, böbrekten süzülen kan ile idrar oluşacaktır. İşlem sırasında özel bir durum yoksa sizin kendi böbrekleriniz yerinde bırakılacaktır. Ancak bazı durumlarda (enfeksiyon veya yüksek tansiyon gibi) çıkarılmaları gerekebilir. Böbrek nakli, görevli cerrahi ekibin 2-4 saat çalışmalarını gerektirecek bir ameliyattır. Her ameliyatın kendine göre riski olduğu gibi böbrek nakli ameliyatının da riski vardır. Fakat gelişen yeni teknikler sayesinde ameliyat sırasında ölüm oranı %1'in altına inmiştir.Bu ameliyatta ölüm riski 3.000'de 1 'dir. %5 yara yeri enfeksiyonu ve %4 idrar yolu enfeksiyonu riski vardır. Bu riskler herhangi bir batın (apandisit, safra kesesi ameliyatı gibi) ameliyatındakinin aynısıdır.Ufak da olsa cerrahi operasyona bağlı kanama riski vardır ve yeni bir operasyonla kanamanın durdurulması gerekebilir. İdrar yolun, mesane bağlantısından kaçak olabilir ve bunu düzeltmek için yeni bir operasyona gerek olabilir. Ameliyat sonrası en sık şikayet ameliyat bölgesinde ağrı hissedilmesidir.

Ameliyat sonrasında, genellikle canlı vericilerden alınan böbrekler hemen çalışmaya başlar ve bir daha diyalize girme gereksinimi kalmaz. Kadavra vericilerden yapılan nakillerden sonra ise, yeni böbreğin çalışmaya başlaması bazen 2-3 hafta kadar gecikebilir. Bu süre içinde destekleyici diyaliz tedavileri uygulanabilir. Ameliyattan sonra hastanede kalma süresi her şeyin normal geliştiği ve sürdüğü koşullarda, ortalama 1 hafta kadardır.

Böbrek Nakli Olmak Neden Önemlidir?

Böbrek nakli olmayan bir hasta bir ömür boyu hemodiyaliz veya periton diyaliz tedavileri almak zorundadır. Bu tedavilere rağmen;

  • Tedavilere rağmen halsizlik, kansızlık ve kas ağrıları
  • İlerleyici kardiyovasküler problemler.
    • Sol kalpte büyüme %80 hastada görülebilmekte, koroner arter hastalığı normal bireylere göre 4 kat fazla olmaktadır.
  • Periferal ve otonomik nöropatiler
  • Kemik hastalıkları
  • Kanser risk artışı
  • AVF problemleri
  • Seksüel problemler
  • Aileye, hekime fiziksel, duygusal finansal bağımlılık olabilmektedir.

            Böbrek nakli ile hayat kalitesi hemodiyaliz ve periton diyalizine göre artmaktadır. Beklenen yaşam ömründe 10 yıllık uzama sağlar. Nakil olanlarda 4 yıldaki ölüm oranı organ nakli bekleme listesinde bulunanlara göre % 68 daha azdır. Nakil olan hastalarda hayat memnuniyeti artar. Fiziksel ve duygusal düzelme gözlenir. İş hayatına geri dönüş görülür. Kansızlık, seksüel fonksiyonlar, nöropatiler düzelir.

Kimler Böbrek Nakli Olabilir?

Böbrek yetmezliğine girmek üzere olan veya diyaliz tedavisi alan her diyaliz hastasına tıbbi bir engel olmadığı takdirde böbrek nakli yapılabilir. Fakat böbrek nakli sonrası takılan böbreğin reddini önlemek için verilecek ilaçlar vücut direncinizi ve savunmasını azaltacağından böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz tedavisi alan hastalarda aktif bir enfeksiyon var ise bu hastalık tamamen iyileşene kadar böbrek nakli yapılması sakıncalıdır. Bununla birlikte ameliyat riskini kaldıramayacak kadar ciddi kalp hastalığı tespit edilenler ve kanser hastalığı bulunanlara nakil yapılmamaktadır. Böbrek yetersizliğine yol açan bir kısım hastalıklarda takılan böbrekte de aynı hastalık nüksedebilir. Bu nedenle bazı diyaliz hastalarında organ nakli bir süre için geciktirileblir. Tüberküloz ve hepatit gibi enfeksiyon hastalıkları bulunan hastaların mikrobik durumu aktif  değil ise nakil olabilirler.

            Böbrek nakline engel teşkil eden durumlar:

  • İleri ve tedavi edilmemiş kanser hastalığı
  • Aktif AİDS
  • Aktif tüberküloz
  • Aktif hepatit ve siroz
  • Ciddi damar hastalığı
  • Uyuşturucu ve alkol bağımlığı
  • Yeni geçirilmiş kalp krizi
  • Aktif mide ülserinin olması
  • Tedaviye uyumsuzluk gösterecek kadar psikiyatrik bozukluğun olması
Böbrek Nakli Ameliyatlarının Başarı Oranı Nedir?

Yaklaşık on yıl önce böbrek nakli sonrası birinci yıla gelindiğinde nakledilen böbreklerin sadece yarısı fonksiyonlarını sürdürürken son yıllarda immün sistemi baskılayan yeni ilaçların gelişmesi, yeni cerrahi tekniklerin gelişmesi ve hekimlerin bilgi ve tecrübelerinde gelişmeler neticesinde nakledilen böbreğin fonksiyon görmesi ilk birinci yıl %95'lere, 5 yıl sonunda da bu oran % 80-85’lere ulaşmıştır. Nakledilen böbreklerin ortalama yaşam ömrü 15 yıl ve üzerindedir. Her geçen gün bilimsel çalışmalar eşliğinde yeni tedavi yöntemlerinin bulunmasıyla nakil yapılan böbreklerin yaşam ömürleri uzamaktadır.

Böbrekler Nereden ve Nasıl Temin Edilir?

Böbrek nakillerinde kullanılacak organ kaynağı canlı böbrek vericileri ve kadavradan elde edilen böbreklerdir.

  • Canlıdan: Canlı vericiden alınan böbreğin nakil işlemine “canlıdan böbrek nakli”
  • Kadavradan: Yaşamını yitirmiş bireyden alınan organın nakledilme işlemine “kadavradan böbrek nakli” denmektedir.

Ülkemizde kadavradan böbrek temini batı ülkelerinin tersine canlıdan böbrek teminine göre oldukça düşüktür. Canlıdan böbrek nakline ülkemizdeki yasalar organ satışını önlemek için sadece en fazla 4. derece akrabalarından böbrek nakli yapılmasına izin vermektedir. Kadavradan böbrek ise ailesi veya kendisi ölmeden önce organlarını bağışlayan hayırsever kişilerinin beyin ölümünün gerçekleşmesinden sonra böbreklerinin alınması ile temin edilmektedir. Alınan böbreğin kime takılacağına Ulusal Organ Nakli Koordinasyon Merkezi karar vermektedir. Hastalar ulusal bekleme sırasında kayıtlı bulunan hastalardan seçilmektedir. Bu karar verilirken kadavradan organ nakli olacak hastalar arasında en iyi doku ve kan grubu tutan hastalar tercih edilmektedir. Bununla birlikte kadavra sırası bekleyen hastaların büyük bir çoğunluğu ülkemizde kadavradan böbrek bulamadan hayatları kaybetmektedirler.

Kan ve Doku Gruplarının Böbrek Naklinde Önemi Nedir?

Böbrek nakli yapılabilmesi için alıcı ve verici arasında, öncelikle kan gruplarının uyumlu olması şartı aranır. Kan grupları başlıca O, A, B ve AB olarak dörde ayrılır. O kan grubunda olan bir şahıs her tip kan grubuna (O, A, B ve AB) organlarını bağışlayabilir. AB kan grubundan olan bir hasta ise her 'dört kan gruplu vericiden organ alabilir.

A ve B gruplu bireyler kendi gruplarından kan taşıyan bireylere organ verebilirler veya onlardan organ alabilirler.

clip_image002

Organ naklinde kan grubu dışında, ayrıca organları oluşturan hücre ve dokular arasında da iyi bir uyum olması şarttır. Doku uygunluğu testleri, bireyin vücudundaki doku ve organların yapı olarak bir diğer bireyin doku ve organlarına benzer olup olmadığını araştırır. İki bireyin dokuları birbirine ne kadar benziyorsa nakledilen organın hastanın vücudu tarafından reddedilmesi olasılığı da o kadar azdır. Tek yumurta (birbirinin tıpatıp aynı olan) ikizlerin arasında yapılan organ nakillerinde ret söz konusu değildir. Genellikle anne ve babaların dokuları, çocukları ile kısmi bir uyum gösterir. Kardeşler arasında ise; tam uyum veya orta derecede uyum gözlenebilir, bazen de tam bir uyumsuzluk ile karşılaşılabilir.

Böbrek Nakli Ameliyatları ve Ameliyat Sonrası Tedavi Maliyetleri Nasıldır?

Böbrek nakli ameliyatları sosyal güvencesi olan hastalardan kanunların belirlediği şekilde hiçbir fark ücreti alınmadan yapılmaktadır. Böbrek nakli ameliyatından sonra böbreğin reddini önlemek için yaşam boyunca özel ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların bir kısmı yurt dışından getirilmektedir ve oldukça pahalıdır. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu'na bağlı ya da devlet memuru olan hastaların tedavi ve ilaç giderlerini ilgili kurumlar karşılamaktadır. Sosyal güvencesi olmayan hastaların oldukça yüklü olan tedavi ve ilaç giderlerini karşılamaları zordur. Bu yüzden hastaların sağlık güvencesine kavuşmaları mutlaka gereklidir.

Ülkemizde Böbrek Nakli İle İlgili Kanunlar Nelerdir?

Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun (Resmi Gazete, 3 Haziran 1979, Sayı 16655).

Madde 3- Bir bedel veya başkaca çıkar karşılığı, organ ve doku alınması ve satılması yasaktır.

Canlı Vericiler ile İlgili Maddeler

Madde 5- On sekiz yaşını doldurmamış ve mümeyyiz olmayan kişilerden organ ve doku alınması yasaktır.

Madde 6- On sekiz yaşını doldurmuş ve mümeyyiz olan bir kişiden organ ve doku alınabilmesi için vericinin en az iki tanık huzurunda açık, bilinçli ve tesirden uzak olarak önceden verilmiş yazılı ve imzalı veya en az iki tanık önünde sözlü olarak beyan edip imzaladığı tutanağın bir hekim tarafından onaylanması zorunludur.

Madde 8- Vericinin yaşamını mutlak surette sona erdirecek veya tehlikeye sokacak olan organ ve dokuların alınması, yasaktır.

Böbrek Yetmezliği

KBH, böbrekleri hasara uğratan ve böbreklerin normal görevlerini (kanı zararlı maddelerden temizleme, vücut sıvı dengesini sağlama, tansiyonu düzenleme ve hormon yapımı gibi) yapmasını engelleyen uzun süreli bir hastalıktır. Bu hastalığın teşhisi için üç aydan daha uzun süren idrar albumin atılımı artışı ve/veya böbrek fonksiyonunda önemli azalması (glomerüler filtrasyon hızı;GFH azalması) ile konulur. Bu hastalık tansiyon yüksekliği, kansızlık, kemik hastalığı ve kalp-damar hastalıkları gibi komplikasyonlara yola açabilir.

Böbrek Yetmezliğinin Başlangıç Belirtileri Nelerdir?

Kronik böbrek hastalığı / yetmezliği ileri aşamaya gelinceye kadar genellikle ciddi belirti vermeyebilir. Bununla birlikte aşağıdaki belirtilerden biri veya birkaçına sahip olan kişilerde kronik böbrek hastalığı / yetmezliği olabileceği akla gelme ve gerekli testler yapılmalıdır;

  • Halsizlik, çabuk yorulma ve enerji kaybı
  • Konsantrasyon bozukluğu
  • İştahsızlık
  • Uyku bozuklukları
  • Geceleri kas krampları
  • Ayak ve bacakta şişlik olması
  • Özellikle sabahları göz çevresinde şişlik olması
  • Ciltte kuruluk ve kaşıntı
  • Özellikle geceleri daha sık idrar çıkma.

Kronik böbrek hastalığı / yetmezliği herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Bununla beraber aşağıdaki durumlardan birisine sahip olanlarda böbrek hastalığı ve yetmezliği gelişmesi olasılığı daha fazladır. Diğer bir deyişle bu durumlardan birisine sahip olanlarda böbrek hastalığı riski yüksektir;

  • Şeker hastalığı
  • Tansiyon yüksekliği (tansiyon yüksekliği)
  • Şişmanlık
  • Yaşlılık
  • Ailesinde diyabet, hipertansiyon ve böbrek hastalığı bulunması
  • Sigara içenler
Böbrek Yetmezliğinin Nedenleri Nelerdir?

Genel olarak KBH nın en sık görülen nedenleri şeker hastalığı (diabetes mellitus), tansiyon yüksekliği (hipertansiyon), nefritler (glomerülonefritler, intersitiel nefritler vs), ürolojik nedenler (idrar yolu taşları ve idrar yolu tıkanmaları) ve kistik böbrek hastalıklarıdır. Ülkemizde son dönem böbrek yetmezliğine yol açan hastalıklar arasında ilk üç neden şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği ve glomerülonefritler olup bunları ürolojik hastalıklar, kronik tubülointerstisiyel hastalıklar ve pyelonefritler izlemektedir. Çocukluk yaş grubundaki hastalarda ise böbrek yetmezliğine götüren en önemli nedenler ise vezikoüreteral reflü, tekrarlayan üriner infeksiyonlar ve kronik glomerülonefritlerdir.

Böbrek Yetmezliği Nasıl Teşhis Edilir?

Kronik böbrek hastalığı / yetmezliği genellikle son dönemde kadar belirti vermediği için hastalığın belirlenmesi ancak yapılacak idrar ve kan testleri ile mümkün olur. Bu amaçla kanda kreatinin ölçümü ve glomerüler filtrasyon hızı (GFH) hesaplanması ve idrarda protein / albumin tayini ile teşhise ulaşılabilir. Ultrasonografik tetkik ile de böbreklerde yapısal anormallikler ortaya konulabilmektedir.

Geç Teşhis Edilen Böbrek Yetmezliğinin Sonuçları Nelerdir?

Geç teşhis edilen böbrek yetmezliğinin sonuçları nelerdir?

Birinci sonuç ilerleyici böbrek fonksiyon kaybına bağlı olarak böbrek yetmezliği oluşması ve diyaliz ve/veya transplantasyon ihtiyacının doğmasıdır. İkincisi ise kalp-damar hastalığa (KVH) bağlı erken ölümdür. Sağlıklı görünen ancak KBH bulunan bireylerde KVH (koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık, periferik arter hastalığı ve kalp yetmezliği) tan erken ölüm riski KBY olsun veya olmasın 10 kat daha artmaktadır. KBH her yıl 12 milyondan fazla bireyde KVH a bağlı morbiditeye neden olmaktadır. Bu sayı Tip 2 DM un global epidemisine bağlı olarak hızla artmaktadır.

Böbrek Naklinden Sonra Yaşam Süresi ve Kalitesi
BÖBREK NAKLİNDEN SONRA YAŞAM SÜRESİ VE KALİTESİ NEDİR?

Böbrek nakli olan hastaların yaşam kaliteleri normal sağlıklı bir insan gibidir. Hasta diyalize girmekte iken bağlandığı makine canlı böbrek dokusunun bütün görevlerini yerine getiremediği için diyalizdeki hastalar, serbestçe su içememek, her şeyi yiyememek başta olmak üzere birçok kısıtlama ile yaşarlar. Zaman içerisinde kansızlık, kalp damar hastalıkları, çeşitli enfeksiyonlar gibi ilave problemlerle karşılaşırlar. Bu nedenlerle ve zamanlarının önemli bir kısmını diyaliz merkezlerinde geçirdikleri için sağlıklı bir insan gibi yaşama şansları yoktur.

Kısaca böbrek nakli olanlar hem ruh ve beden sağlıkları hem de diyalizde geçirdikleri süreleri kazandıkları için çalışma hayatı ve sosyal yaşam içinde yer alabilmektedirler.

Devamı

BÖBREK HASTALIKLARI

BÖBREK HASTALIKLARI
 
Böbrek Hastalıkları
BÖBREK HASTALIKLARI

Böbrekler, fasulye biçiminde boşaltım organlarıdır. 10 cm boyuna kadar olabilen böbrekler, boşaltım sisteminin bir bölümünü oluştururlar.

Bu organlar, başta üre olmak üzere atıkları kandan süzer ve onları su ile birlikte idrar olarak boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefrolojidir.

Böbrekler bel omurlarının iki yanında yer alan vücutta çift olarak bulunan ve kandaki istenmeyen zehirli maddeleri idrar yoluyla uzaklaştırılmasını sağlayan bir çift organdır. 2 milyon civarında nefron adı verilen süzme ünitesi mevcuttur. Bunların sayısı yaşlanmayla birlikte doğal olarak azalır. Kalbin dakikada pompaladığı 5-6 litre kanın 1/5'i böbreklerce filtre edilir.

Böbrekler vücudun sıvı-iyon dengesini, asit-baz dengesini, kan basıncı(Tansiyon)nın sürdürülebilirliğini ve vücuttaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan ve vücut için zararlı olan zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Böbrekler ayrıca kan yapımı ve kemik mineral yapısı ile ilgili hormonlar başta olmak üzere daha bir çok hormonun yapım ve yıkım yeridir. Bütün bunlardan böbreklerin vücut için hayati önem taşıyan ve yürüttüğü fonksiyonlar sekteye uğradığı takdirde hayati risk doğuran organlar olduğu anlaşılır.

Böbreklerden geçen kan filtre edilip organizma için yararlı olan maddeler tekrar kana verilerek, vücuttan uzaklaştırılması zorunlu olan zehirli maddeler idrarı oluşturur. İdrar idrar yolları ile önce mesanede toplanır, daha sonra da işeme yoluyla da dışarı atılır.

Böbrek hastalıklarının çoğu bilinenin aksine son derece sinsi ve ağrısız seyreder. Halk arasında genel olarak idrarın kanlı gelmesi, idrar yaparken yanma ve acıma, belin iki veya tek tarafında yan ağrıları böbrek hastalığı belirtisi olarak bilinir. Böbreklerin işlevlerinin azalması veya kaybolması, ani başlangıçlı (Akut) veya yıllar içerisinde sessizce (Kronik) oluşabilir. Kandaki atık maddelerin atılamayıp birikmesi sonucu bütün organları etkileyen ve komaya kadar gidebilen bir zehirlenme tablosu meydana gelir.

Böbrek Hastalıklarının Başlıcaları

Böbrek hastalıklarının başlıcaları:
* Akut veya kronik böbrek iltihabı olarak bilinen Nefritler
* Taş hastalıkları
* Ailesel kistik hastalık
* İdrar yolları iltihapları
* Tümörleri
* İdrar yollarının daralması veya tıkanması (Prostat büyümesi)
* Kalıtımsal bazı böbrek hastalıkları
* Damarsal böbrek hastalıkları
* Gebelik zehirlenmesi
* Romatizmal hastalıklar sonucu oluşan böbrek hastalıkları
* Viral Hepatit (B,C)ve diğer enfeksiyonlara bağlı oluşan böbrek hastalıkları
* Hipertansiyon ve Diabet (Şeker) Hastalığı gibi sistemik hastalıklara bağlı böbrek hastalıkları
* İlaçlara bağlı oluşan böbrek hastalıkları şeklinde sıralanabilir.

Böbrek Hastalıklarını Sebepleri

Doğuştan bozukluklar:
* Böbreklerin oluşmaması,
* Az gelişmişlik (hipoplazi),
* Yer dışında böbrekler,
* At nalı böbrekleri olarak bilinir.

Kistli böbrek hastalıkları:
* Bozuk gelişmiş kıstli böbrek,
* Çokkistli (polikistik) böbrek hastalığı (otozomal baskın ve çekinik olarak bilinen iki türü bulunmaktadır),
* Öz bölge kistik hastalıkları (öz bölge süngerimsi böbreği ve nefroftizi),
* Edinilmiş (diyalizle ilgili) böbrek kistleri,
* Yumakçık kaynaklı kistik hastalığı,
* Özekdoku dışı böbrek kistleri (havuzcuk-çanak kıstleri).

Kalıtsal düzensizlikler:
* Alport sendromu,
* İnce bazal zar hastalığı,
* Fabry hastalığı.

Borucuklardan kaynaklanan hastalıklar:
* İveğen borucuk doku ölümü (akut tubüler nekroz),
* Tubülointerstisyel nefrit (borucuk-dokuaralığı yangısı anlamına gelmektedir; bu genel bir durumdur, ve birçok nedenden kaynaklanabilir):
* Piyelonefrit ve idrar yolları bulaşımı,
* İveğen piyelonefrit,
* Süreğen piyelonefrit ve geriakış,

İlaçlar ve ağılardan kaynaklanan tubülointerstisyel nefrit:
* Ağrıkesici nefropati,
* Ürik asit nefropatisi,
* Hiperkalsemi (yüksek kalsiyum düzeyi), ve nefrokalsinoz (böbreğin kireçlenmesi),
* Çoklu miyelom (plazma gözelerinin kemik iliğinde çoğalmalarıyle oluşan ur),

Damarlardan kaynaklanan hastalıklar:
* İyicil nefroskleroz (böbreksertliği anlamına gelmektedir; böbrek damarcıklarında ve küçük damarlarda oluşan sertlikten kaynaklanır,
* Kötücül yüksek tansiyon ve hızlanmış nefroskleroz,

Böbrek atar damarı darlığı:
- Damar sertliği (yaşlı hastalarda),
- Fibromüsküler displazi (bağ ve kas dokularının özellikle böbrek atar damarında bozuk gelişerek bu damarın darlığına neden olması, genç hastalarda daha çok rastlanır),

Pıhtılı mikroanjiopati:

Küçük damar hastalığı anlamına gelmektedir, ve bir çok nedeni olabilir.
- Alışılmış çocukluk HÜS (hemolitik üremik sendrom: kanlı ishalle tanınan, bağırsakta özel bir ağı (shigatoksin) üreten bulaşımın kana karışıp böbrek damarcıklarına zarar vermesi ve gelişen iveğen böbrek yetmezliği,
- Yetişkin HÜS (birçok nedeni olup, çoğunlukla kemoterapiden kaynaklanır),
-Kalıtsal HÜS,

TTP (trombotik trombositopenik purpura):

Kanın pıhtılaşmasındaki bir bozukluktan kaynaklanır.
- Orak hücreli kansızlık,
- Yaygın kabuk doku ölümü.

Böbrek Taşları ve Böbrek Urları

Böbrek taşları:
* Kalsiyum oksalat ve fosfat,
* Magnezyum amonyum fosfat (strüvit taşları),
* Ürik asit,
* Sistin.

Böbrek urları:
İyi huylu urlar:
* Böbrek parmaksı adenom,
* Anjiyomiyolipom (damar, kas, ve yağ gözelerinden oluşan iyicil bir ur olup, daha çok tüberoz skleroz hastalarında rastlanır,
* Onkositom.

Kötü huylu urlar:
* Böbrek gözesi karsinomu,
* Havuzcuk ürotelyum (geçiş gözesi) karsinomu.

 

Devamı